19 Ağustos 2010 Perşembe

Aile Olmak

Helsinki maçı için birşeyler karalayacağımızı söylemiştik. Velhasıl iş güç derken yazamadık dün itibari ile...

Salı günü oynanan maç için söyleyeceğimiz tek şey " Beşiktaş'ın sistemi oturmak üzere. " Oyunun hakimiyetini eline alan takımımızın bireysel yetenekli futbolcuları ile geliştirdiği ataklar ve takım halinde pres yapması, oyunun gelişme-sonuç bölümlerini de Beşiktaş'ın belirleyeceğinin göstergesi oldu. Zaten istenen sistemde buydu. Schuster'in her futbolcu oyunu değiştirmeli sistemi ile Beşiktaş gerçekten fark yaratacak bir ekip olacak. Takım uyumu gün geçtikçe artmakta...

Sistemde benim gözüme çarpan en belirgin özellik ise; bu takımda oynayan 11 oyuncu'nun 11'ininde oyunu çift yönlü oynaması... Yani ileride basan adam geriden gelip top alabiliyor, takımı atağa kaldırabiliyor. Keza defans oyuncularıda oyuna müdahele ederek, önde kurdukları defans blogu ile bir nevi rakibin sahasına oyunu yıkmaları ile ikinci bir orta saha görüntüsü veriyorlar. Kaleciden en uc oyuncuya kadar herkesin bu çift yönlülükle maçı çevirmesi " an " meselesi...

Keza sistem tutmak üzere... Takım uyum halinde... Güzel günler yaklaşıyor... Yani hiç olmadı bunu sezemeyen insan şu kareye bir baksın derim:


Bugün basında okuduğum Süreyya Abi'nin röportajına gelince kendisi de takımın " Aile " uyumunda olduğunu belirtmiş. Mutluluk verici bir olay doğal olarak. Özellikle benim dikkatimi çeken ve hoşuma giden durum ise Süreyya Abi'nin sözleri ile tam şunlar oldu: " Yemek konusunda çok hassas. Mesela tanımadığı bir yemeği önce bana tattırır. Schuster’den önceki teknik adamlar biz hizmetli kulüp çalışanlarını futbolcularla aynı yerde yemek yedirmezdi. Ayrım yapardı. Fakat Schuster ve oyuncular biz olmadan yemeğe oturmuyorlar. Kısaca insan ve görev ayrımı yapmıyorlar. Tıpkı Gordon Milne döneminde yaşadığımız şampiyonluklar öncesi havayı yaşıyoruz. Müthiş birliktelik var."

Ne diyelim Allah daim etsin...

17 Ağustos 2010 Salı

QuaTi A.Ş.



Ne yazsak ki? Gelişleri olay, yaptıkları olay bu adamların... Çıktığı her maça yön veren Quaresma, sahada varlığı ile her an patlama yapabilecek bir Guti ile Beşiktaş daha güzel... Akıl dolu pasları ve akıl dolu oyunları ile yüzlerimiz güldürdükleri için sonsuz teşekkürler... Hayır, hayır erken değil bunları söylemek için... Emekliye ayrılmadı keza Guti... Bir o kadar da hırçın Quaresma... Uyum sorununu erken çözmeleri ve takım arkadaşları ile olan diyaloglarını sahada görebiliyoruz... 

Rövanş için iyi bir avantaj yakaladık. Yarın maça değiniriz ufak analizlerle... Beşiktaş'ın tökezmelesini bekleyen lere bir nebze ışık tutmuş oluruz!..

Not: Başlık biraz Fanatik gazetesi vari oldu ama içimden böyle geldi... Sağlıcakla... :)


Avrupa Ligi Play-Off 1. Maçı: " Ez Beşiktaş "



Spor Toto Süper Lig'e net bir skorla başlangıç yapan takımımız, bu akşam UEFA Play-Off maçı için Beşiktaş İnönü Stad'ında HJK Helsinki ile karşı karşıya gelicek. Daha önce 1994 yılında karşılaştığımız Helsinki takımı ligini Avrupa kupalarında temsil eden tek takım. 1907 yılında kurulan takım Finlandiya liginden, Şampiyonlar Ligi'ne yükselebilen tek takım ünvanını da elinde bulunduruyor. Takım oyununu sahaya yansıtan Helsinki takımını daha önce Finlandiya Milli Takımı'nıda çalıştıran Antti Muurinen çalıştırıyor. 97-99 sezonlarında da takımın başında bulunan Antti Muurinen başarılı bir futbol adamı... HJK'dan bu kadar bahsetmek kafi...

Gelelim Beşiktaş'ımıza...

Dün bir şok haber aldık Kaleci Hakan Arıkan'ın sol ayak bileğinin burkulup maçta oynayamayacak olması ile. Fakat Cenk gibi alternatifin oluşu ile rahatladık. Umuyorum ki Hakan Arıkan tekrar eldivenlerine kavuşur. Yapılan yıldız transferlerin ve transfer sezonunda yapılanların arasında en mantıklı gördüğüm isimdir keza kaleci Cenk. Umuyoruz ki Villareal karşısındaki performansının üzerine koyup bu akşam da bizlerin yüzünü güldürür... Kiii, Cenk'e gelmeden önce defans blogumuzun bana göre S.O.S vermesi Cenk'e bu kadar duacı olmama sebeptir. Sistemden kaynaklanan sorun olduğu aşikâr. Fakat buna bir çözüm bulmalı sayın Bernd Schuster. Sivok'un sakatlığı ve Ferrari'nin gözde çıkmasına kadar kaos'a bürünen defans blogumuz maç esnasında kale ve orta saha ile olan mesafeyi dengelemeli mutlaka. İleri çıkışlardan sonra geri dönüşlerin (futbolcuların kişisel becerilerine değinmeden) ekip olarak zor olduğunu görmekteydim hazırlık maçlarında da... Keza Bucaspor karşısında da bu tekrarladı bir kaç kez... Dilerim HJK, Bucaspor gibi acemice hataları bünyesinde barındırıyordur...

Bernd Schuster'in Süper Lig de yabancı kontenjanına takılan futbolculara şans vereceği bir maç olarak göze çarpıyor bu maç. Keza kendisi UEFA maçlarında yabancı kontenjanının olmayışını memnuniyetle karşıladığını ve alternatifleri çoğaltabildiğini dile getirdi. Hilbert ve Holosko'nun 11'de görev almasalarda yedek olarak soyunacaklarına değinen Schuster'in aklında bir forvet oyuncusu olduğunu da belirtti. 3 kulvarda yarışmak istiyorsak Bobo ve Nobre'nin yanına mutlaka transfer yapmalıyız diyen Schuster, böylelikle resmi sitedeki bekleyiş ile heyecanlanan taraftarlarında tekrar transfer nöbetlerine girmelerine sebep oldu :) 

Süper Lig maçı sonrası pek bir şey karalamak gelmedi içimden. Fakat o maç için söylenecek iki cümle var ki biri Guti ve diğeri de Quaresma için. Guti sahada 10 dakika dursa pas verse maç sonuca gider. Quaresma ise oyunu öyle dengeleyen bir adam ki şuan için mükemmel bir şekilde yön vermekte oyuna. Beşiktaş tamamen bu yıldızlara göre tempo belirlemekte şimdilik..

Ortalıkta dolanan 3-0, 5-0 gibi hayalperest olan arkadaşlar gibi olmadım hiç bir zaman. İllaki insan gol izlesin istiyor Beşiktaş maçlarında... Fakat bu tür maçlarda acı ile kıvranan bir mide hastasına dönüyor sanki insan. Ki o zaman diyor 1-0 olsada yeter diye... Daha önce Ezme Beşiktaş, adlı yazıda yorum yapan arkadaşa cevap veremedim. Ezme, derken ben Beşiktaş'ın klas ve camia olarak altında kalan takımlara karşı böyle birşey yapmamasını hoş karşılayamayacağımı belirtmiştim. HJK ve bundan sonra olası tur atlamalarda ve gruplarda karşımıza çıkacak takımlara karşı " Ez Beşiktaş."

10 Ağustos 2010 Salı

ALAIN DELON


ERdem Ulus'un forzabesiktas.com'da yazdığı yazıyı buraya taşımak istedim. Ve üzerine Doruk arkadaşımızın yaptığı yorumuda...  ALEN'en okuyunuz...

Aynı masada olduğumuz bir yılbaşı gecesi 2007 İstanbul.
Yakın arkadaşları, annesi, güzeller güzeli küçük Kızı ve Eşi...
Muhabbettin koyulaştığı dakikalarda,
İstanbul hanımefendisi annesi’ne sessizce sokularak sordum.
Çok farklı bir ismi var, acaba farklı bir anlamı var mı bilmediğimiz?
Bir döneme damgasını vuran ünlü bir aktörün hayranıymış anne.
O kadar çok severmiş ki o aktörü 
Adını oğluna kazımış.
Ünlü Fransız Alain Delon`dan bahsediyorum.
Ama bundan sonra bahsedeceklerim ise
Alen Markaryan ile ilgili…
Asıl işi kuyumcu ustalığı.
Evet, ismini Alain Delon’dan alan ve Dünyanın en enteresan taraftar örgütünün kurucularından.
Neredeyse çocuk yaşta çıraklığa başlayıp, İstanbul Kapalıçarşı’da “altın oyarken”
Bir gün Beşiktaş Çarşı’da “altının oyulacağını” düşünmemişti elbette.
“Henüz 8 yaşımdayken kaçarak gittiğim Beşiktaş maçlarını izleyebilmek için, stat içindeki inşaat borularının içine bir gece önceden saklanırdım" diye anlatırken “Sanki parkta kaydırak kaymış onu anlatıyor zannedersiniz”.
Beşiktaş için yapılabilecek en büyük çılgınlık nedir diye sorsanız?
Kuşkusuz bir Beşiktaş maçına gidememektir onun için.
Şimdilerde çıldırmamak için zor tutuyor kendini.
Koca bir tribünün faturasını tek başına ödüyor sanki.
Oysa ki; küfrü bastırmak uğruna neredeyse satılığa çıkarılmak üzereyken.
`Suçun ne?` diye, her sorduğumda anlamsızca yüzüme bakıyor.
Çünkü o da bilmiyor.
Bildiği tek bir şey var o da hiçbir şey bilmediği.
En az on senedir tanıdığım mahallenin bu kötü çocuğu, 
Özel günler dışında asla alkol almaz.
Bırakın sigarayı içmeyi içilen ortamda dahi duramaz.
Her gün üç saat telefonu hep kapalıdır.
Çünkü o saatlerde spor yapar.
Yemeğin yanında asla kola ve benzeri şeyler içmez.
Felsefe okuyup sanat müziği dinler.
Sıkı bir Atatürk hayranıdır.
Boş zamanlarında Nişantaşı’nda kahve içer. Şekersiz.
Ama tatlıya bayılır. Bir oturuşta bir kilo baklavayı gömer.
Zaten o yüzden sekiz senedir göbeğini eritemedi.
Sol gözündeki faça, düşündüğünüz gibi çatışmadan değil, trafik kazasından hatıra.
Bu ülkede doğup bu ülkede büyümüştür.
Ama yine de, ne hikmetse kötüdür, serseridir, Ermenidir.
Bana sorarsanız "Tek suçu neydi?"
“Korkulan adam olmaktansa sevilen adam olmayı” tercih etmesiydi.
Kendi tabiriyle, ”Lafın belini kırmak gerekirse”
Alen suçsuzdur. Beraatini istiyoruz…
Çünkü Türk Futbolunu o öldürmedi.
---------------------------------------------------------
Erdem abi ayarı vermiş vermesine, lakin...
Alen abimizin cezası zaten Kasım ayında doluyor.
Yani;
Yanisi şu:
Alen abi tribüne cezası dolduğu zaman normal yollardan ve legal otoriteye riayet ederek ayak basacaksa adama sorarlar. Sana da bana da eşit şiddette sorarlar. Derler ki ''Be kardeşim...Abi dediğiniz adamı alıp alıkoymuşlar, siz de geri getirmek için birşey yapmadan kendiliğinden dönüşünü beklemişsiniz.''
Oysa o beklemedi hiç
Belki defalarca kez sabahın en uyunası saatinde çaldılar kapısını.
''Sizden falankesi polis çekmiş nezarete, gel bi bakıver be hocam.'' dediler.
Hayatında göz temasından öteye gitmediği adamı nezaretlerden, kavgalardan çıkarıp evine yollamadan kendisi gitmedi kızının yanına.
Yolda gördüğü vakit fotoğraf çekinmek isteyecek adamcıklar sonraları onu sanal bir darağacında sallandırmaya çalışacaklardı oysa, fiyat kelimesi onunla aynı cümlede yazıldı çizildi.
Bu yazıda anlatılanlardan birçoğunu bilmeyen birçoğu şimdi vay be diyorlardır elbet.
Bu yazı onların kafalarında canlandırdıkları Alen'i toprağa gömer.
Allah bilir hangi kavgada çizilmiştir sağ kaşı
Beşiktaş üzerinden parayı da bulmuştur.
Mekanı da iyi iş yapıyordur hani. (Oysa kimse bilmez, maç günü mekanına uğrasan ve cebinde paran olmasa da doyuracaktır seni.)
Çarşı serseri takımıdır ya, susayınca alkol içer bunlar.
Ulemalar herşeyi bilirler, biz de onlara söveriz.
Ama nedense, 9 ay oldu be hocam...
Alenen istedik de, ne yaptık istediğimizi göstermek adına?
Gördüğümüz yerde amigo musun kebapçı mısın demeyi sevgi gösterisi sandık.
X futbolcu karşılamasına xx bin kişi giden bizler bakalım abimizi ne yüzle karşılayacağız kapalıya cezası bittiği için kavuşabilerek geldiğinde.
Alen abim, sanma ki arkadaşları senin terazinin ateşine atıyorum. Onlar kadar ben de gözükmedim ortada ve ben de suçluyum.
Velakin biz biraz değiştik sanki.
Artık senin dinlediğin fasıllar kadar derin anlamlar içeremiyoruz.
Daha ticari şarkılarla avunmalardayız.
Ozan Doğulu&Sıla düeti bu vesileyle benden hepimize gelsin.
Hepimize de yazıklar olsun.


6 Ağustos 2010 Cuma

Ezme Beşiktaş


İşte tam bunu seviyorum. Görülmeye değer bir manzara... Fotoğrafa baktıkça insan aşka geliyor.. Evet, evet illa sahada olan biteni merak etmem ben. Tribündeki insanların sevinç gösterilerini görmekte hoşuma gider... Dün akşam'dan sadece bir kare bu... Ajansspor'dan bir foto.. Daha neler oldu tahmin ediyorum ama hayal edemiyorum... 

Beşiktaş'ın 9 kişi kalan rakibine karşı 3-0'lık galibiyeti " 9 kişi kalmışlar neden 3-0 " diyen insanlara abinin sıktığı yumruk cevap olacak cinsten. Daha önce Feyyaz Uçar'ın Vikingur'a karşı yazdığı yazıda da dediği gibi "Acıma Beşiktaş", fakat "Ezme Beşiktaş"... der, herkese selam ederim...