19 Ağustos 2010 Perşembe

Alemin Guti Yaşlı, Guti Haz. Beşiktaş'lı


Haset, insan doğasındaki en enteresan ihtiraslardan, en insana uzak duygulardan biri. Bazen çekememezlik insana bildiğini unutturuyor, asla söylenmeyecek sözler söyletiyor.

Türk futbolunun üç büyüğü olarak kabul edilen takımların hepsinin kendine özgü bir kültürü vardır. Fenerbahçe kendini diğerlerinden ayrı gören bir kibre sahiptir. Fenerbahçe güçlüdür, egemendir, cumhuriyettir, basar parayı alır onlara göre (!)

Beşiktaş yıllar yılı kendi yağıyla kavrulan bir büyük takım siluetini koruyarak gelmiştir bugünlere. Özkaynak düzeni, endüstriyel futbol karşıtlığı, başka bir cumhuriyet ya da imparatorluk ilan etmek yerine halkın takımı olma duygusu kaplamıştır benliğini. Rakiplerinin basar parayı alırız politikasına inat, çok daha büyük bir tevazu ile kafa tutmuştur onlara. Örneğin Ortega'nın ''korkak tavuk'' olarak akıllarda kaldığı sezonu bizim kepçenin golüyle şampiyon kapatmıştır.

Gelgelelim bu transfer sezonunda işler biraz tersine döndü. Beşiktaş Guti, Quaresma gibi yıldızları kadrosuna katarken, bugün gündeminde Robinho adı geçerken, ezeli rakipleri bunun çok gerisinde kaldılar. Fakat Beşiktaş'ın bu atılımının daha da üzerine çıkmaya çalışacakları yerde (doğru rekabet bunu gerektirirken) Beşiktaş'ı aşağı çekme, yaptıklarına tu-kaka damgası vurma çabasındalar.

Sürekli aba altından sopa göstererek, aşikar edilemeyen bir çekememezliği dışa vuran yandaş medya bu harekatın en büyük destekçisi. Buna son ve en çarpıcı örnek de Hürriyet gazetesi yazarı Meriç Tunca'nın kaleme aldığı bir yazı. Neymiş efendim, ''alex yaşıyor, diğerleri ölü (!) imiş.

Gelen yabancı oyuncularla Alex'in kıyaslanmasından bıkmış olacak ki, bu patlamayı köşesine yansıtmış Tunca. Delgado, Tabata, Lincoln, Arda, hepsi bu patlamadan nasibini almış. Fakat bu zincirin son halkası Tunca'nın egosunun futbol bilgisinin üzerine ne kadar çıktığının göstergesi. Yazıda Alex'in çimlere gömeceği iddia edilen son isim Guti Hernandez. Evet evet, bizim bildiğimiz Guti.

Hani şu dünya üzerinde kulüpler bazında kaldırmadık kupa bırakmamış, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük takımlarından birinin efsanesi olmayı başarmış olan Guti. Alex'in Fenerbahçe kariyeri üzerinden verilen istatistiklere buradan Guti istatistikleri ile cevap verirsek sanıyoruz ki haksız rekabet olur, bu yüzden işin istatistiki boyutuna girmeyelim hiç. Oynadığı tek takımı söylemek Guti'nin künyesi için yeterli olacaktır. Los Galacticos'un değişim gösterdiği 3 süreçte de takımın bir parçası olmayı Raul ile birlikte başarabilen tek oyuncu olan Guti ile Avrupa'da oynadığı en büyük kulüp Parma olan Alex'i aynı cümle içerisinde kullanmak bile Guti'ye hatrı sayılır bir tazminat ödemenizi gerektirebilir.

Bir de yazıdaki bir cümle var ki, aynen şöyle.

''Görmemişin Guti'si olmuş, çekmiş, bilmemnesini kopartmış'' demeden önce size Alex'in bırakın Brezilya Milli Takımı'ndaki istatistiklerini, sadece Fenerbahçe'de tarihe geçen bazı rakamlarını vereyim;''

Biz futbolu, rekabeti severken okuduğumuz satırlar bunlardan çok daha adamakıllı idi oysa, yazanlar da bundan çok daha adamdı. Görmemişin Guti'si olmuş tabirini kullanabilen bir spor yazarının (!) ve türevlerinin, hatta bu çekememezlik silsilesi içine dahil olmuş herkesin Guti gibi bir oyuncuya olan 'görmemişlikleri' aşikardır. Korkarız Guti futbolu bıraktığında ne onlar, ne biz, ne de dünya futbol sahnesi yeni bir Guti görebilecek kadar şanslı olabileceğiz

Eleştirirken sizden önce bu işi yapanlara saygı duymanızı önererek bir noktaya daha parmak basalım. Fenerbahçe'nin kendisini diğerlerinden ayrı görme sebebi, aslında Fenerbahçeli olmayan herkesin Fenerbahçe'ye karşı beslediği limitsiz antipatidir. Bu antipatiyi yaratan ise tam olarak bu şuursuz tavırlardır. Ya da penaltı noktasına kazılan çukurların ruhunuza işlemiş kalıntıları olabilir, bilinmez.

Şimdi bizim için Guti'yi o siyah beyaz forma içinde izleme zamanı, futbol adına sizlere de tavsiye ederiz. Ancak bir uyarı: Guti'nin arapasları takip etmesi zor numaralardır. İzleyende boyun fıtığı, baş dönmesi vs. yan etkiler yaratabilir. Tamam Guti sizde oynamıyor ama yine de ikaz edelim, Guti'niz başınız oynamasın sonra...

Aile Olmak

Helsinki maçı için birşeyler karalayacağımızı söylemiştik. Velhasıl iş güç derken yazamadık dün itibari ile...

Salı günü oynanan maç için söyleyeceğimiz tek şey " Beşiktaş'ın sistemi oturmak üzere. " Oyunun hakimiyetini eline alan takımımızın bireysel yetenekli futbolcuları ile geliştirdiği ataklar ve takım halinde pres yapması, oyunun gelişme-sonuç bölümlerini de Beşiktaş'ın belirleyeceğinin göstergesi oldu. Zaten istenen sistemde buydu. Schuster'in her futbolcu oyunu değiştirmeli sistemi ile Beşiktaş gerçekten fark yaratacak bir ekip olacak. Takım uyumu gün geçtikçe artmakta...

Sistemde benim gözüme çarpan en belirgin özellik ise; bu takımda oynayan 11 oyuncu'nun 11'ininde oyunu çift yönlü oynaması... Yani ileride basan adam geriden gelip top alabiliyor, takımı atağa kaldırabiliyor. Keza defans oyuncularıda oyuna müdahele ederek, önde kurdukları defans blogu ile bir nevi rakibin sahasına oyunu yıkmaları ile ikinci bir orta saha görüntüsü veriyorlar. Kaleciden en uc oyuncuya kadar herkesin bu çift yönlülükle maçı çevirmesi " an " meselesi...

Keza sistem tutmak üzere... Takım uyum halinde... Güzel günler yaklaşıyor... Yani hiç olmadı bunu sezemeyen insan şu kareye bir baksın derim:


Bugün basında okuduğum Süreyya Abi'nin röportajına gelince kendisi de takımın " Aile " uyumunda olduğunu belirtmiş. Mutluluk verici bir olay doğal olarak. Özellikle benim dikkatimi çeken ve hoşuma giden durum ise Süreyya Abi'nin sözleri ile tam şunlar oldu: " Yemek konusunda çok hassas. Mesela tanımadığı bir yemeği önce bana tattırır. Schuster’den önceki teknik adamlar biz hizmetli kulüp çalışanlarını futbolcularla aynı yerde yemek yedirmezdi. Ayrım yapardı. Fakat Schuster ve oyuncular biz olmadan yemeğe oturmuyorlar. Kısaca insan ve görev ayrımı yapmıyorlar. Tıpkı Gordon Milne döneminde yaşadığımız şampiyonluklar öncesi havayı yaşıyoruz. Müthiş birliktelik var."

Ne diyelim Allah daim etsin...

17 Ağustos 2010 Salı

QuaTi A.Ş.



Ne yazsak ki? Gelişleri olay, yaptıkları olay bu adamların... Çıktığı her maça yön veren Quaresma, sahada varlığı ile her an patlama yapabilecek bir Guti ile Beşiktaş daha güzel... Akıl dolu pasları ve akıl dolu oyunları ile yüzlerimiz güldürdükleri için sonsuz teşekkürler... Hayır, hayır erken değil bunları söylemek için... Emekliye ayrılmadı keza Guti... Bir o kadar da hırçın Quaresma... Uyum sorununu erken çözmeleri ve takım arkadaşları ile olan diyaloglarını sahada görebiliyoruz... 

Rövanş için iyi bir avantaj yakaladık. Yarın maça değiniriz ufak analizlerle... Beşiktaş'ın tökezmelesini bekleyen lere bir nebze ışık tutmuş oluruz!..

Not: Başlık biraz Fanatik gazetesi vari oldu ama içimden böyle geldi... Sağlıcakla... :)


Avrupa Ligi Play-Off 1. Maçı: " Ez Beşiktaş "



Spor Toto Süper Lig'e net bir skorla başlangıç yapan takımımız, bu akşam UEFA Play-Off maçı için Beşiktaş İnönü Stad'ında HJK Helsinki ile karşı karşıya gelicek. Daha önce 1994 yılında karşılaştığımız Helsinki takımı ligini Avrupa kupalarında temsil eden tek takım. 1907 yılında kurulan takım Finlandiya liginden, Şampiyonlar Ligi'ne yükselebilen tek takım ünvanını da elinde bulunduruyor. Takım oyununu sahaya yansıtan Helsinki takımını daha önce Finlandiya Milli Takımı'nıda çalıştıran Antti Muurinen çalıştırıyor. 97-99 sezonlarında da takımın başında bulunan Antti Muurinen başarılı bir futbol adamı... HJK'dan bu kadar bahsetmek kafi...

Gelelim Beşiktaş'ımıza...

Dün bir şok haber aldık Kaleci Hakan Arıkan'ın sol ayak bileğinin burkulup maçta oynayamayacak olması ile. Fakat Cenk gibi alternatifin oluşu ile rahatladık. Umuyorum ki Hakan Arıkan tekrar eldivenlerine kavuşur. Yapılan yıldız transferlerin ve transfer sezonunda yapılanların arasında en mantıklı gördüğüm isimdir keza kaleci Cenk. Umuyoruz ki Villareal karşısındaki performansının üzerine koyup bu akşam da bizlerin yüzünü güldürür... Kiii, Cenk'e gelmeden önce defans blogumuzun bana göre S.O.S vermesi Cenk'e bu kadar duacı olmama sebeptir. Sistemden kaynaklanan sorun olduğu aşikâr. Fakat buna bir çözüm bulmalı sayın Bernd Schuster. Sivok'un sakatlığı ve Ferrari'nin gözde çıkmasına kadar kaos'a bürünen defans blogumuz maç esnasında kale ve orta saha ile olan mesafeyi dengelemeli mutlaka. İleri çıkışlardan sonra geri dönüşlerin (futbolcuların kişisel becerilerine değinmeden) ekip olarak zor olduğunu görmekteydim hazırlık maçlarında da... Keza Bucaspor karşısında da bu tekrarladı bir kaç kez... Dilerim HJK, Bucaspor gibi acemice hataları bünyesinde barındırıyordur...

Bernd Schuster'in Süper Lig de yabancı kontenjanına takılan futbolculara şans vereceği bir maç olarak göze çarpıyor bu maç. Keza kendisi UEFA maçlarında yabancı kontenjanının olmayışını memnuniyetle karşıladığını ve alternatifleri çoğaltabildiğini dile getirdi. Hilbert ve Holosko'nun 11'de görev almasalarda yedek olarak soyunacaklarına değinen Schuster'in aklında bir forvet oyuncusu olduğunu da belirtti. 3 kulvarda yarışmak istiyorsak Bobo ve Nobre'nin yanına mutlaka transfer yapmalıyız diyen Schuster, böylelikle resmi sitedeki bekleyiş ile heyecanlanan taraftarlarında tekrar transfer nöbetlerine girmelerine sebep oldu :) 

Süper Lig maçı sonrası pek bir şey karalamak gelmedi içimden. Fakat o maç için söylenecek iki cümle var ki biri Guti ve diğeri de Quaresma için. Guti sahada 10 dakika dursa pas verse maç sonuca gider. Quaresma ise oyunu öyle dengeleyen bir adam ki şuan için mükemmel bir şekilde yön vermekte oyuna. Beşiktaş tamamen bu yıldızlara göre tempo belirlemekte şimdilik..

Ortalıkta dolanan 3-0, 5-0 gibi hayalperest olan arkadaşlar gibi olmadım hiç bir zaman. İllaki insan gol izlesin istiyor Beşiktaş maçlarında... Fakat bu tür maçlarda acı ile kıvranan bir mide hastasına dönüyor sanki insan. Ki o zaman diyor 1-0 olsada yeter diye... Daha önce Ezme Beşiktaş, adlı yazıda yorum yapan arkadaşa cevap veremedim. Ezme, derken ben Beşiktaş'ın klas ve camia olarak altında kalan takımlara karşı böyle birşey yapmamasını hoş karşılayamayacağımı belirtmiştim. HJK ve bundan sonra olası tur atlamalarda ve gruplarda karşımıza çıkacak takımlara karşı " Ez Beşiktaş."

10 Ağustos 2010 Salı

ALAIN DELON


ERdem Ulus'un forzabesiktas.com'da yazdığı yazıyı buraya taşımak istedim. Ve üzerine Doruk arkadaşımızın yaptığı yorumuda...  ALEN'en okuyunuz...

Aynı masada olduğumuz bir yılbaşı gecesi 2007 İstanbul.
Yakın arkadaşları, annesi, güzeller güzeli küçük Kızı ve Eşi...
Muhabbettin koyulaştığı dakikalarda,
İstanbul hanımefendisi annesi’ne sessizce sokularak sordum.
Çok farklı bir ismi var, acaba farklı bir anlamı var mı bilmediğimiz?
Bir döneme damgasını vuran ünlü bir aktörün hayranıymış anne.
O kadar çok severmiş ki o aktörü 
Adını oğluna kazımış.
Ünlü Fransız Alain Delon`dan bahsediyorum.
Ama bundan sonra bahsedeceklerim ise
Alen Markaryan ile ilgili…
Asıl işi kuyumcu ustalığı.
Evet, ismini Alain Delon’dan alan ve Dünyanın en enteresan taraftar örgütünün kurucularından.
Neredeyse çocuk yaşta çıraklığa başlayıp, İstanbul Kapalıçarşı’da “altın oyarken”
Bir gün Beşiktaş Çarşı’da “altının oyulacağını” düşünmemişti elbette.
“Henüz 8 yaşımdayken kaçarak gittiğim Beşiktaş maçlarını izleyebilmek için, stat içindeki inşaat borularının içine bir gece önceden saklanırdım" diye anlatırken “Sanki parkta kaydırak kaymış onu anlatıyor zannedersiniz”.
Beşiktaş için yapılabilecek en büyük çılgınlık nedir diye sorsanız?
Kuşkusuz bir Beşiktaş maçına gidememektir onun için.
Şimdilerde çıldırmamak için zor tutuyor kendini.
Koca bir tribünün faturasını tek başına ödüyor sanki.
Oysa ki; küfrü bastırmak uğruna neredeyse satılığa çıkarılmak üzereyken.
`Suçun ne?` diye, her sorduğumda anlamsızca yüzüme bakıyor.
Çünkü o da bilmiyor.
Bildiği tek bir şey var o da hiçbir şey bilmediği.
En az on senedir tanıdığım mahallenin bu kötü çocuğu, 
Özel günler dışında asla alkol almaz.
Bırakın sigarayı içmeyi içilen ortamda dahi duramaz.
Her gün üç saat telefonu hep kapalıdır.
Çünkü o saatlerde spor yapar.
Yemeğin yanında asla kola ve benzeri şeyler içmez.
Felsefe okuyup sanat müziği dinler.
Sıkı bir Atatürk hayranıdır.
Boş zamanlarında Nişantaşı’nda kahve içer. Şekersiz.
Ama tatlıya bayılır. Bir oturuşta bir kilo baklavayı gömer.
Zaten o yüzden sekiz senedir göbeğini eritemedi.
Sol gözündeki faça, düşündüğünüz gibi çatışmadan değil, trafik kazasından hatıra.
Bu ülkede doğup bu ülkede büyümüştür.
Ama yine de, ne hikmetse kötüdür, serseridir, Ermenidir.
Bana sorarsanız "Tek suçu neydi?"
“Korkulan adam olmaktansa sevilen adam olmayı” tercih etmesiydi.
Kendi tabiriyle, ”Lafın belini kırmak gerekirse”
Alen suçsuzdur. Beraatini istiyoruz…
Çünkü Türk Futbolunu o öldürmedi.
---------------------------------------------------------
Erdem abi ayarı vermiş vermesine, lakin...
Alen abimizin cezası zaten Kasım ayında doluyor.
Yani;
Yanisi şu:
Alen abi tribüne cezası dolduğu zaman normal yollardan ve legal otoriteye riayet ederek ayak basacaksa adama sorarlar. Sana da bana da eşit şiddette sorarlar. Derler ki ''Be kardeşim...Abi dediğiniz adamı alıp alıkoymuşlar, siz de geri getirmek için birşey yapmadan kendiliğinden dönüşünü beklemişsiniz.''
Oysa o beklemedi hiç
Belki defalarca kez sabahın en uyunası saatinde çaldılar kapısını.
''Sizden falankesi polis çekmiş nezarete, gel bi bakıver be hocam.'' dediler.
Hayatında göz temasından öteye gitmediği adamı nezaretlerden, kavgalardan çıkarıp evine yollamadan kendisi gitmedi kızının yanına.
Yolda gördüğü vakit fotoğraf çekinmek isteyecek adamcıklar sonraları onu sanal bir darağacında sallandırmaya çalışacaklardı oysa, fiyat kelimesi onunla aynı cümlede yazıldı çizildi.
Bu yazıda anlatılanlardan birçoğunu bilmeyen birçoğu şimdi vay be diyorlardır elbet.
Bu yazı onların kafalarında canlandırdıkları Alen'i toprağa gömer.
Allah bilir hangi kavgada çizilmiştir sağ kaşı
Beşiktaş üzerinden parayı da bulmuştur.
Mekanı da iyi iş yapıyordur hani. (Oysa kimse bilmez, maç günü mekanına uğrasan ve cebinde paran olmasa da doyuracaktır seni.)
Çarşı serseri takımıdır ya, susayınca alkol içer bunlar.
Ulemalar herşeyi bilirler, biz de onlara söveriz.
Ama nedense, 9 ay oldu be hocam...
Alenen istedik de, ne yaptık istediğimizi göstermek adına?
Gördüğümüz yerde amigo musun kebapçı mısın demeyi sevgi gösterisi sandık.
X futbolcu karşılamasına xx bin kişi giden bizler bakalım abimizi ne yüzle karşılayacağız kapalıya cezası bittiği için kavuşabilerek geldiğinde.
Alen abim, sanma ki arkadaşları senin terazinin ateşine atıyorum. Onlar kadar ben de gözükmedim ortada ve ben de suçluyum.
Velakin biz biraz değiştik sanki.
Artık senin dinlediğin fasıllar kadar derin anlamlar içeremiyoruz.
Daha ticari şarkılarla avunmalardayız.
Ozan Doğulu&Sıla düeti bu vesileyle benden hepimize gelsin.
Hepimize de yazıklar olsun.