Türkiye Futbol Federasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye Futbol Federasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2011 Salı

Kapıdaki Tehlike - Sporda Şiddeti Önleme Yasası

Aylardır futbolun içindeki bir çok ismin dile getirdiği bir yasa tasarısı var.
Özellikle son günlerde bu daha da çok dile getirildi. Bazı medya kuruluşları işi resmen baskı yaratmaya getirdiler.
Bir çok arkadaş bu yasanın içeriğini, potansiyel sakıncalarını, neleri değiştireceğini - değiştiremeyeceğini anlattılar.

Ben de bu yasanın Çakar-Toroğlu içerikli programlarda dile getirilecek "sorunlar (!)"ın ertesi günü belirli taraftar gruplarına ceza kesmekten öte gitmeyecek bir yasa olduğuna inanıyorum. Türkiye'nin her yerinde şiddet olayları devam edecek ve cezayı daha göz önünde bulunan taraftar grupları, özellikle de Beşiktaş taraftarı çekecek.

Benzer yasalar bir çok futbol ülkesinde geçerli (ki bu ülkelerin hiç birinde küfürün suç-ceza kapsamında incelendiğini, küfür edenlerin 6 ay - 3 yıl gibi cezalar ile yüzyüze olduğunu görmedim) ama bu ülkeler futbol adına taraftarlarına belirli bir konforu ve güveni sağlayabilmiş ülkeler.

Ben de bir taraftar olarak futbolun temel direği olduğuma, bütün bu federasyon, medya, oyuncu, TD'ün benim varlığım sayesinde var olduğuna, ben izlemezsem spordan kazandığı ile hayatını güç bela sürdürebilen bir (örneğin) hentbol oyuncusundan farkları olmadığına inanarak kendi adıma taleplerimi dile getiriyorum. Benim alternatif sporda şiddeti önleme yasam:

1-Bundan sonra "....dan gelen haberlere göre" ".... kaynaklardan aldığımız bilgiler" tarzı haberler yapılamaz. Haberin kaynağı belirtilmeli. Aksi takdirde bu; ait olduğu topluluktan haber sızdıracak kadar hain ama adını açıklayamayacak kadar korkak bir kaynağın bilgisidir. Ya da uydurmadır. Her iki durumda da haber yapılması yanlıştır.

2-1. madde kabul edilmediği takdirde kimse beni "i.ne hakem" "ne oluyor dötün başın oynuyor" tarzı tezahuratlarımdan dolayı suçlayamaz. Ben de "hakeme yakın kaynaklardan aldığım bilgiye göre bu hakem i.nedir" "boş zamanlarında orasını burasını oynatıyormuş" "bir kaynağın ilettiğine göre bu hakemin annesi içten içe bana meyilliymiş" diyerek kaynağımı açıklamadan kendimi savunurum.

3-Beni stada iğne deliğinden geçirip soktuğunuz takdirde içeride her türlü taşkınlığı yapma hakkım saklıdır. Ne zaman beni stada insan gibi kontrollerden geçirip alırsınız, o zaman ben de insan gibi maçımı seyrederim.

4-Takımımın ait olduğu ligdeki tüm hakemlerin hesapları, gelirleri-giderleri şeffaf olmalıdır. Bu hakemler uluslararası standartlara uygun olarak eğitilmelidir. Uluslararası standartlar bu hakemlerin uygunluğunu onamalıdır. Takımımın maçını yönetecek hakemler ülke futbolunun bulunduğu seviyede olmalıdır. Aksi takdirde benzer seviyedeki futbol ülkelerinden hakemler getirilmelidir. (Türk futbolu dünya seviyesinde ilk 20 deyken hakemlerimiz ilk 50ye giremiyorsa, o adamların yönettiği maçların sonuçları ve tepkileri için kimse beni suçlayamaz).

5- Federasyon görevlileri öncesinde ve sonrasında benim takımımın veya rakiplerin herhangi bir görevinde bulunmamış, bulunmayacak görevliler olmamalıdır. Kusura bakmayın ama bu dönem federasyon asbaşkanlığı, gelecek dönem (örneğin) Bursa, GS asbaşkanlığı yapacak bir adamın adaletine güvenmeme hakkını kendimde fazlası ile buluyorum.

6- Stada girdiğimde ortalama 50-100 TL gibi ciddi bir bedel ödeyerek satın aldığım koltuk bana ait ve boş-temiz olarak bekliyor olmalıdır. Bu koltukta oturma, kalkma, ayakta durma benim kendi tercihim olacaktır. Bilmemne emniyet amirinin kankası, x yöneticinin hemşerileri stada alınacak diye benim konforumu bozmaya kimsenin hakkı yoktur. 

7-Hijyen-beslenme-sağlık gibi temel ihtiyaçlarımı karşılamak üzere stadta gerekli tesisler bulunmalı, bunlar düzenli şekilde kontrollerden geçirilmelidir.

8-Ali Turan-Mehmet Topuz olaylarında olduğu gibi futbolcuya çok maaş verilip, az gösterilip vergi kaçırılması olaylarının üzerine gidilmelidir. Gelişmeler ve cezalar kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Kimsenin benim vergimin çalınıp çırpıldığı bir ortamda beni hizaya getirme gibi önceliği olmamalıdır.

9-Futbol sahaları uluslararası standartta olmalıdır. Madem ki beni İngiliz Ligi'nden daha katı ve ağır şartlar ile yargılayacaksınız, o zaman İngiliz Ligi'nden daha iyi zeminlerin üzerinde top oynandığı bir futbol ortamı sunun bana.

10-Tüm modern futbol ülkelerinde olduğu gibi maç günü stada gideceğim belirli yollar, belirli saatlerde trafiğe kapatılmalıdır.

11- Stad girişinde kontroller ile belirli alkol seviyesini aşmış seyirciler maça alınmamalı ve böylece sağımızda solumuzda potansiyel bomba konumundaki taraftarların önlemi alınmalıdır.

Benim bir futbol seyircisi en temel beklentilerim ve taleplerim bunlardır. 
Bu talepler karşılandığı takdirde benim de şiddete başvurmak için herhangi bir sebebim yoktur.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Ben Büyüdüm, Herşey Aynı...

Futbol kendi özerkliğinde oynanan bir oyundur. Hakemlerin atanması, futbolculara ve yöneticilere attıkları sms ya da verdikleri beyanat sebebiyle verilen cezaların merkezi PFDK’da öyle… Buraya atanan isimlerin Türk Futbolunun geleceğine yön verdiklerini hepimiz biliyoruz. İlgili kişilerin sürekli “marka değeri”nden bahsettikleri ortamda dün akşam bir derbi katledildi ve hepimiz şahit olduk. Bu insanların Türk Futbolunu tanıdıklarından benim şüphem vardı ve artık bu saatten sonra TFF ve türevlerine karşı hissiyatım hiçte iyi bir sağlama çıkarmadı… Yetkililerin tuttukları takımları bilmiyorum. Sadece söylentilerden ibaret bazı şeyler. Fakat ben eminim ki TFF, PFDK ve MHK’nin atamaları ve verdikleri cezalar ile hangi kulübe ne denli yakın olduklarını hepimiz çözebiliriz. Kimse tutup da Türk Futbolu yükselişte demesin. O belki de Milli Takım olarak 5, 6 yada 4 yediğimiz babalarımızın zamanındaydı… Yani bu insanlar TV’lerde kendilerine etmedik lafı bırakmayan spor yada skor yazarlarından hiç mi utanmıyorlar. Hadi biz taraftarların isyanına kulak vermemeleri normal diyelim ( ki hiç normal bir durum değil ). “Çok iyi dostumdur ama…” diye başlayan cümleleri endüstrik futbolu bu ülke yeni yeni tanıdığından beri ( ve ben o zaman çocuktum ) sürekli duyuyoruz… İnsani yönden evet insanız hata yapma oranımız elbette var. Fakat hataları tekrar etmenin ve ettirmenin bedelini başka camialara yüklemenin açıklamasını yapmamak ya da yapamamak artık can’a tak etti ! Birilerinin sizden hesap sormaması da utanç verici… Ben ve yaşıtım hatta benden büyükler bile artık bu masallara karınları tok. Onca insanın ah’ını almak cabası… Yani sizler yönettiğinizi sandığınız Türk Futbolunu bırakın, ilkokul 5.sınıfın başkanlığını yapsanız “ip”leyen olmaz. Fakat bulunduğunuz makam itibari ile “özerk” diye nitelendirilen federasyonun imkanlarını sonuna kadar kullanabildiğiniz için “sen” sıfatından “siz” sıfatına geçmeniz otorite anlamında size anlam yüklüyor farkında mısınız? Hanginiz istifa ettikten sonra gündemde yer bulabiliyorsunuz? Hanginiz kirli oyunlarınızı sürdürebiliyorsunuz? Yani demem o ki; eğer ki makamınızda olmasanız şu ülkenin gözünde adını veremeyeceğim kişilikler ile aynı sınıfta olacaksınız. Bu laftan sınıf ayrımı yapıldığını kastetmediğimi de belirtmek isterim.


Malumunuz öyle ya da böyle Yıldırım Demirören bu kulübün başkanı… Kendisinin icraatlarını ben de hoş karşılamasam bile attığı bir sms ile ceza verilmesi, üzerine bir de basına Mahmut Özgener tarafından sızdırılması tamamen acizlik, tamamen arsızlıktır. Bir derbi haftasına rastlaması da işin rastlantı boyutudur kimine göre… Beşiktaş camia’sı maç haftasında hakem atamalarına dikkat çekerek, hakemin atandığında da Hüseyin Göçek’in bu karşılaşmayı kaldıramayacağını belirtti… Ve siz Türk Futbolunun patronları olarak ciddiye mi almadınız bilinmez, fakat göz göre göre bir katliama yataklık yaptınız. Artık inancım kalmadı bu lig’e… Bu emin olun danışıklı dövüş olmaktan çıktı tamamen bazı art niyetli insanların oyununa döndü. Artık icraatlarınızla, Milli Takıma getirdğiniz antrenörleriniz ile, içine fesat karıştırdığınız Türk Futbol Ligi ile övünün! Hatta kazdığınız kuyuya kendinizi düşürüp verdiğiniz açıklamalar ile “yöneticilerin hakemlere etki ettiği”ni dile getirin ki biz daha bir gülelim içler acısı halinize…


Bazı bloglarda Süper Kupa’dan bu yana bişey değişmediğine değinmiş arkadaşlar. Ben bunu taa 90’lı yıllara kadar ispat edebilirim herkese… Hatta yakın geçmişte Fortis Türkiye Kupası finalinde verilen penaltı ile bağdaştırmamak aptallıktan başka bir şey olamaz. Gönül yapayım diye çalınan penaltılar ile skora olası etkisi kaçınılmaz bir hakem izledik o maçta da… Ve dün gece ki katliamın kuryesi Hüseyin Göçek’in GÖZÜ ÖNÜNDE Lugano’nun elle kestiği topu görmeyip, alakasız bir pozisyon da Uğur İnceman’a Bilica gibi ahlâk yoksunu bir adamın yaptığı harekete düdük çalması da, yukarıda değindiğim Kupa Finali ile paraleldir. Yani sanmayın ki Beşiktaş’lı olarak canı yanan birisiyim. Hayır tamamen Türk Futbolunun içine edilmesini sindiremeyen bir futbol sever ve Türk genciyim.


Tv’yi izliyorum yani Beşiktaş’ı tutmayan yazar ve otoriteler(?) bile verilen kırmızı kartları çalınan çalınmayan düdükleri şaşkınlıkla izlediklerini dile getirirken siz nasıl rahat ediyorsunuz çözemiyorum. Futbolun beyazına çamuru siz bulaştırdınız…


Yaptığınız icraatlar ile inanın ki soğuttunuz Türk Futbolundan… Ama emin olun ki bazı bünyelere kin tohumlarını da siz kendiniz ekmektesiniz. Artık çapasını da Bilica gibi yaparsınız eşeleyerek…


Maç kadrosu ve futbolcuları eleştirmeye dilim varmıyor. Bu demek değildir ki iyi haldeydiler. Fakat dün kurulu bir düzene Beşiktaş kurban gittiği için ne sistemi, ne kadro yapısını ne de başka bir şeyi eleştiremiyor insan.


İbrahim Toraman ve diğer futbolcularımızın canları sağolsun.

20 Mart 2010 Cumartesi

Münferit Olaylar , Yönetimimiz , Medyamız

TFF ve PFDK Perşembe ve dün "beklenen" kararlarını açıkladı.
Ali Sami Yen maçında yaşanan olaylar "münferit" olduğu için para cezasını yeterli bulmuşlar.
Fenerbahçe yönetimini kendi adıma kutlarım, çok akıllıca bir açıklama yapmışlar.
Bu olay münferitse FB-Everton hazırlık maçında yaşanan yaralama için neden stadlarının kapandığını; bu cezanın hangi kurala göre verildiğini sormuşlar.
Stadımızın 5 maç kapandığı olayı hatırlıyorum.
İki kişi, tuvalette kavga ediyor ve biri ölüyor.
Beşiktaş taraftarı haftalar öncesinden organize mi oldu? "tuvalette birilerini kıstıralım, öldürelim" diye?
Yoksa bu da mı münferit bir suç muydu?
Cezanın sebebi stada sokulmuş bıçak ise, GS-Agücü maçında taraftarın atıldığı yere ile ilgili GS kulübü geçen yıl GS-FB maçında taraftarların oraya çıkması ile ilgili uyarı aldı mı almadı mı? Oraya önlem alması istendi mi istenmedi mi?
Peki, stadı "münferit" bir suçtan 5 maç kapanmış ve o cezayı Başkan olarak tebliğ almış mevcut Başkanımız ne yaptı?
GS'ye yapılan çifte standardı duymazdan geliyor.

İBB-D.Bakır maçı 1-0 tescil edilmiş.
Türk futbolunda sayısız örnekleri olmasına rağmen, yine bir ilk yaşanmış.
Kabul. D.Bakır'u düşürmeye cesaretiniz yok. Belli.
O zaman D.Bakır-Bursa maçı neden hükmen 3-0 Bursa'ya verilmiş?
Üstelik de o maç 0-0 giden bir maç
İBB dese ki "zaten kazanıyorduk, 3 dakika kalmıştı", bir yere kadar hak verirsin.
Peki ya Bursa maçı? 0-0 giden bir maç, yarıda kaldığı için hükmen sonuç yazıldı.
Hakemin kafası yarılması ise bir maçın sonucunu hükmen belirlemeye sebep olan, FB-GS maçında 4. hakem kafasındaki dikişler ile çıkmadı mı maça? FB-GS maçı olunca "gir içeri, pansuman ol, dikişini attır, maça çıkalım", D.Bakır - Bursa maçı olunca "ölümden döndük, katiyen çıkmayız".
Şampiyonluk yolundaki rakibimiz en zor deplasmanlarından birinden oynamadan 3 puan aldı.
Yönetimimiz yine duymazdan geliyor.

Yönetim hakem hataları, rakip oyuncular hakkında açıklama yapacağına böyle futboldışı gelişmeler için devrede olmalıdır.
Bir Beşiktaş taraftarı olarak bu iki garip uygulama hakkında yönetimimizin yapacağı bir açıklamayı merakla bekliyorum.

19 Mart 2010 Cuma

Demokratik Açılım

TFF'nin açıklamasından sonra meydana gelen 5,5,6'lık bir anket... Sonuç ortada... Diyarbakırspor küme düşmedi... TFF 1-0 olarak maçı tescil etti. Böylece Demokratik Açılım için bir adım daha atılmış oldu sanırım. Galatasaray - Ankaragücü maçında yaşananlara dair verilen ceza da zaten bu yönde bir karar çıkacağını düşündürmüştü bende. Hatta Sayın Vali Muammer Güler'in Kanaltürk'e telefon bağlantısında da bu yönde karar çıkacağını belirtiyordu bir nevi... Çünkü malum açılıp saçılıyoruz. Her yönde taviz tanınıyor. Galatasaray'a ve Diyarbakır'a verilen cezalar ile bir nevi Türk Futbol'unun geleceğine şekil verdi kanaatimce TFF... Nasıl mı?

Çifte standartın en babası oldu bu kararlar ile. Keza az önce Fenerbahçe'nin resmi sitesinden Galatasaray hakkında çıkan karara karşı yapılan açıklamayı da okudum. Gerçi Fenerbahçe yönetimi her konu hakkında resmi siteden açıklama yapar oldu tartışılır. Fakat gerçekleri görmemezlik olmaz. İlgili açıklama burada gayet mantıklı bir açıklama... Bu olayların adı Diyarbakırspor veya Galatasaray değil de Beşiktaş yahut diğer kulüpler olsa aynı kararın çıkmayacağı kesin. Futbolu yönetenlerin aldığı kararlar Türk Futbol Tarihi'ne "çifte standart" örneği olarak işlenmeli, işlenecektir. Hatta sadece futbolu yönetenler ile sınırlı kalmamalı. Bu kararlara dair ve bu kararların verilmesinde etkili olduklarını belirtmeselerde herkes tarafından bilinen sevgili basınımızda bir nebze pay almalıdır. Tarafsız bir yorumcumuzun olmadığı medyamızda en az ileride gerçekleşecek olaylar kadar peşinen belirtiyorum suçludur. Hatırlayın Beşiktaş İnönü Stadyumu'nda meydana gelen acı olay karşısında atılan başlıkları.... " Ölüm Stadı " yazacak kadar aciz ve banal olan bir medya karşımıza çıkmış oluyor. Bazı kulüplere karşı yangına körükle giden medya "aman aman" "iyi niyet gözönünde bulundurulmalı" edaları ile hareket ediyor bu iki kulüp karşısında... Nedir bu çifte standart ! Neden bu kadar acizsiniz ?! Kimden çekiniyorsunuz ? Yazık kere yazık...

Örnek teşkil edeceğini şahsen belirtmiştim ve bakıyorum herkesin düşünceside bu yönde... Dilerim ki daha kötü örnekler ile karşılaşmayız millet olarak. Fakat bu çifte standartın önceki yazımda belirttiğim gibi mantıklı bir açıklaması olmalı... Yanılmıyorsam tekrarlanan bir Fenerbahçe - Rizespor maçı vardı, hani hakem Ali Aydın idi... Hakem hatası olarak kayıtlara geçmişti ( tekrar belirtiyorum yanılıyor olabilirim ). Maç tekrar edilmişti... Şimdi TFF verdiği bu karar ile geçmişte gerçekleşen bu olayın bağdaşan tek tarafı, hali hazır da valimizde hakeme verdiği emniyet güvencesine karşılık, hakemin tekrar sahaya dönmemesi hakem hatası olmuyor mu? Yanılıyor muyum? Peki o zaman İBB-Diyarbakıspor maçının tekrarı gerekmez mi? Hımm... Talimatname mi? O sadece başka kulüplere işliyor sanırım. Çünkü Talimatnameye uygun bir karar göremiyorum ben...

15 Mart 2010 Pazartesi

Diyarbakır'ın Geleceği = Türk Futbolunun Geleceği

KARAR TFF'Yİ ZOR DURUMDA BIRAKIR MI?

Kara bulutlar Diyarbakırspor'un üzerinden bir türlü çekilmedi, çekilmeyeceğe benziyor. İBB karşılaşmasında çıkan olaylar neticesinde hakem'in soyunma odasına girip tekrar sahaya çıkmaması ile tatil edilen maç ve ortada neticesinin ne olacağı muamma olarak kalan bir karşılaşma oldu dün. Halbu ki basından takip ettiğimiz kadarıyla karşılaşma öncesi her iki takımı tribünlere çağırmış Diyarbakırspor taraftarları... Gayet dosthane ortamda başlamış karşılaşma... Futbol hayata benziyor her yönü ile...

Olayların başlangıç noktası olarak gösterilen pozisyon Diyarbakır'lı futbolcunun İBB'li futbolcudan aldığı top ve ayağının takılması ile yere düşmesi... Akabinde gol geldi... Taraftar haklı olarak, gereksiz çalınan pozisyona karşı tepki göstermeli. Fakat bunun neticesi sahaya inme olduğunda tepki direkt saldırganlığa girmemeliydi... Yani dün Olimpiyat Stad'ında ister Diyarbakırlı taraftarlar olarak nitelendirilsin, isterse provakotör olarak gösterilsin sahaya inen insanların %100 suçlu oldukları ortada... Tabii onları da anlamaya çalışmak gerekli diye düşünürsek; bir yerde provakotör olduklarını göz ardı edersek, ortada lig'den düşmesi kaçınılmaz bir futbol kulübü var. Ve bu insanlar elbette duygularına engel olamayacak durumdalar. Bu duygu ile hareket ettikleri varsayımı ile çıkarsak yola bu olayların gelişmesi beklentiler arasına giriyor... Tabii şu durumu da göz önüne alırsak; zaten lig'den düşüyoruz, ha sahaya girip düştük, ha yenilip düştük diye düşünmüşler midir acaba? diye soruyorum dünden beri kendime...

Tv'lerde yapılan yorumlar da birbiri ile çelişkili kalıyor. Kanaltürk ekibi "iyi hâl" göz önüne alınmalı diyor. Tabii sayın vali Muammer Güler'in yayına bağlanma etkisi ile midir yoksa ülke'nin bulunduğu "demokratik açılım"dan yola çıkarak mı düşünülüyor yoruma açık... Trt ekibi düşürüleceğini dile getiriyor. Diğer yorumlardan bi haberim henüz ama çelişkili yorumların döndüğü ortamda ne olacağı merak konusu. Sayın vali güvenlik zaafının yaşanmadığını, sahaya giren taraftarların geri çekildiklerini dile getirdi. Tamamen hakem'in kendisinin kararı olduğunu belirtti sayın Muammet Güler. Özel güvenliğin bir nebze suç payından nasibine değindi. Hatta saha komiseri ile irtibata geçip hakeme güvence verebileceklerini belirtmişler. Hakem'in bu güvenceye rağmen maçı iptal etmesi de ilginç kalıyor. Sayın valimiz televizyondan TFF yetkililerinin hakem hakkında soruşturma yapacaklarını belirtti verilen güvencelere rağmen. Elbette bir ilin en büyük İdari amirinin güvencesine rağmen sahaya tekrar dönmemenin açıklaması olmalı hakem tarafından. Akabinde izlediğim Trt'de de Zeki Çol; müsabakanın gidişatını belirleyen, bir nevi sahanın tek şef'i Hakem'dir diyor. Tamamen çelişkili kalıyor bu yorumlar ile hareket edildiğinde... İlerleyen günler Türk Futbolu'nun gidişatı açısından da verilecek kararın örnek niteliğinde olacağını gösteriyor.

Oysa çelişkiye düşmeden verilecek karar TFF'nin hukukunda açıkça belirtiliyor. Buradan ilgili maddeye ve yorumlara ulaşabilirsiniz. Şahsi düşüncem oldu ki "iyi hâl" göz önünde bulunduruldu, geçen hafta Bursaspor karşısında sergilenen tavır bu iyi hâl ile ne kadar alakalı olacak? Diyelim ki Diyarbakırspor lig'de kaldı ve karşılaşma kadığı yerden devam etti. Bu TFF'nin diğer kulüplere tanımış olduğu bir otorite zaafiyeti olmaz mı? Eğer ki verilecek karar Diyarbakırspor'un lehine olursa Türk Futbolunun otorite açısından zayıfladığını görmüş olacağız. Eğer ki Diyarbakırspor lig'de kalırsa buna etki eden nedenlerin akla sığacak tarafı olacak mı? Bence muamma...