Turkcell Super Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turkcell Super Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2010 Çarşamba

Bu Ne Yaman Çelişki ?

2008-2009 Sezonu
Beşiktaş ve Sivasspor şampiyonluk yolunda çekişiyor.
Trabzon, Fenerbahçe ve Galatasaray ligin bitimine 4 hafta kala havlu atıyorlar.
Sezondan, özellikle son haftalardan başlıklar:

"71 puanla şampiyonluk, ligimizin kalitesi çok düşük"
"Fenerbahçe ve Galatasaray'ın olmadığı bir Lig"
"Anadolu'dan bir şampiyon çıkmasını çok istiyoruz".

Her spor programında ayrı ayrı bir futbol ulemasını ligin kalitesini, şampiyonluk puanının düşüklüğünü, Beşiktaş'ın şampiyonluğunun GS ve FB'nin bir lütfu olduğunu anlatırken izledik. Haftalarca.
Kameralar il il dolaştı. Herkese soruldu "şampiyon Sivas olsun" dilekleri toplandı.
Avrupa'dan araştırmacılar geldi, Sivas tez konusu bile oldu.
Her hafta Sivas iline gidildi, şehirden görüntüler tüm Türkiye'ye verildi. Sivas'ın coşkusunun Anadolu'nun diğer illerine etki etmesi için elden gelen arda konmadı.

Sene 2010

Beşiktaş ve GS 4 hafta kala havlu atmış durumda.
Bursa şampiyonluk yolunda. Hem de geçen sezon Sivas'ın oynadığından çok daha iyi bir futbol oynayarak; şampiyonluk yarışındaki tüm rakiplerini kendi sahalarında yenerek.
Ligimizin lideri 67 puanda. "Tüm maçlarını kazanırsa" ligi 76 puan ile bitirebilecek. Bu puanların altısı Ankaraspor ile hiç oynanmamış maçlardan gelmiş. (71 puanla şampiyon olan Beşiktaş geçen sezon Ankaraspor'a kendi evinde yenildi, Ankaraspor geçen sezon ligde olmasaymış, ligi 74 puanla bitirecekmişiz yani).

Ligin kalitesi çok üst düzey. Bu şartlarda alınan puan çok normal şampiyonluk için.
Şampiyon olacak takım da Beşiktaş ve GS'nin olmadığı bir ligde, jest ile değil; bileğinin hakkı ile, eze eze şampiyon olacak.
Bursa'nın şampiyon olmasını da bir tek Bursa'lılar ve Ankara'daki Ankaragüçlüler istiyor. Bursa şehri duyduğum kadarıyla süslenmiş, her yer yeşil beyaz ama ben bir tek TV yayınına rastlamadım. Belgeselleri filan da yapılmıyor. Bursa sürekli şampiyonluğa oynadığı için pek şaşırtmamış bizim medyamızı bu sene de şampiyonluk potasında olmaları. Bursa da Anadolu takımı değil zaten. Bir AngloSaxon takımı. Ataları kutuplardan gelmiş, somon balığı yiyerek beslenmişler.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Ben Büyüdüm, Herşey Aynı...

Futbol kendi özerkliğinde oynanan bir oyundur. Hakemlerin atanması, futbolculara ve yöneticilere attıkları sms ya da verdikleri beyanat sebebiyle verilen cezaların merkezi PFDK’da öyle… Buraya atanan isimlerin Türk Futbolunun geleceğine yön verdiklerini hepimiz biliyoruz. İlgili kişilerin sürekli “marka değeri”nden bahsettikleri ortamda dün akşam bir derbi katledildi ve hepimiz şahit olduk. Bu insanların Türk Futbolunu tanıdıklarından benim şüphem vardı ve artık bu saatten sonra TFF ve türevlerine karşı hissiyatım hiçte iyi bir sağlama çıkarmadı… Yetkililerin tuttukları takımları bilmiyorum. Sadece söylentilerden ibaret bazı şeyler. Fakat ben eminim ki TFF, PFDK ve MHK’nin atamaları ve verdikleri cezalar ile hangi kulübe ne denli yakın olduklarını hepimiz çözebiliriz. Kimse tutup da Türk Futbolu yükselişte demesin. O belki de Milli Takım olarak 5, 6 yada 4 yediğimiz babalarımızın zamanındaydı… Yani bu insanlar TV’lerde kendilerine etmedik lafı bırakmayan spor yada skor yazarlarından hiç mi utanmıyorlar. Hadi biz taraftarların isyanına kulak vermemeleri normal diyelim ( ki hiç normal bir durum değil ). “Çok iyi dostumdur ama…” diye başlayan cümleleri endüstrik futbolu bu ülke yeni yeni tanıdığından beri ( ve ben o zaman çocuktum ) sürekli duyuyoruz… İnsani yönden evet insanız hata yapma oranımız elbette var. Fakat hataları tekrar etmenin ve ettirmenin bedelini başka camialara yüklemenin açıklamasını yapmamak ya da yapamamak artık can’a tak etti ! Birilerinin sizden hesap sormaması da utanç verici… Ben ve yaşıtım hatta benden büyükler bile artık bu masallara karınları tok. Onca insanın ah’ını almak cabası… Yani sizler yönettiğinizi sandığınız Türk Futbolunu bırakın, ilkokul 5.sınıfın başkanlığını yapsanız “ip”leyen olmaz. Fakat bulunduğunuz makam itibari ile “özerk” diye nitelendirilen federasyonun imkanlarını sonuna kadar kullanabildiğiniz için “sen” sıfatından “siz” sıfatına geçmeniz otorite anlamında size anlam yüklüyor farkında mısınız? Hanginiz istifa ettikten sonra gündemde yer bulabiliyorsunuz? Hanginiz kirli oyunlarınızı sürdürebiliyorsunuz? Yani demem o ki; eğer ki makamınızda olmasanız şu ülkenin gözünde adını veremeyeceğim kişilikler ile aynı sınıfta olacaksınız. Bu laftan sınıf ayrımı yapıldığını kastetmediğimi de belirtmek isterim.


Malumunuz öyle ya da böyle Yıldırım Demirören bu kulübün başkanı… Kendisinin icraatlarını ben de hoş karşılamasam bile attığı bir sms ile ceza verilmesi, üzerine bir de basına Mahmut Özgener tarafından sızdırılması tamamen acizlik, tamamen arsızlıktır. Bir derbi haftasına rastlaması da işin rastlantı boyutudur kimine göre… Beşiktaş camia’sı maç haftasında hakem atamalarına dikkat çekerek, hakemin atandığında da Hüseyin Göçek’in bu karşılaşmayı kaldıramayacağını belirtti… Ve siz Türk Futbolunun patronları olarak ciddiye mi almadınız bilinmez, fakat göz göre göre bir katliama yataklık yaptınız. Artık inancım kalmadı bu lig’e… Bu emin olun danışıklı dövüş olmaktan çıktı tamamen bazı art niyetli insanların oyununa döndü. Artık icraatlarınızla, Milli Takıma getirdğiniz antrenörleriniz ile, içine fesat karıştırdığınız Türk Futbol Ligi ile övünün! Hatta kazdığınız kuyuya kendinizi düşürüp verdiğiniz açıklamalar ile “yöneticilerin hakemlere etki ettiği”ni dile getirin ki biz daha bir gülelim içler acısı halinize…


Bazı bloglarda Süper Kupa’dan bu yana bişey değişmediğine değinmiş arkadaşlar. Ben bunu taa 90’lı yıllara kadar ispat edebilirim herkese… Hatta yakın geçmişte Fortis Türkiye Kupası finalinde verilen penaltı ile bağdaştırmamak aptallıktan başka bir şey olamaz. Gönül yapayım diye çalınan penaltılar ile skora olası etkisi kaçınılmaz bir hakem izledik o maçta da… Ve dün gece ki katliamın kuryesi Hüseyin Göçek’in GÖZÜ ÖNÜNDE Lugano’nun elle kestiği topu görmeyip, alakasız bir pozisyon da Uğur İnceman’a Bilica gibi ahlâk yoksunu bir adamın yaptığı harekete düdük çalması da, yukarıda değindiğim Kupa Finali ile paraleldir. Yani sanmayın ki Beşiktaş’lı olarak canı yanan birisiyim. Hayır tamamen Türk Futbolunun içine edilmesini sindiremeyen bir futbol sever ve Türk genciyim.


Tv’yi izliyorum yani Beşiktaş’ı tutmayan yazar ve otoriteler(?) bile verilen kırmızı kartları çalınan çalınmayan düdükleri şaşkınlıkla izlediklerini dile getirirken siz nasıl rahat ediyorsunuz çözemiyorum. Futbolun beyazına çamuru siz bulaştırdınız…


Yaptığınız icraatlar ile inanın ki soğuttunuz Türk Futbolundan… Ama emin olun ki bazı bünyelere kin tohumlarını da siz kendiniz ekmektesiniz. Artık çapasını da Bilica gibi yaparsınız eşeleyerek…


Maç kadrosu ve futbolcuları eleştirmeye dilim varmıyor. Bu demek değildir ki iyi haldeydiler. Fakat dün kurulu bir düzene Beşiktaş kurban gittiği için ne sistemi, ne kadro yapısını ne de başka bir şeyi eleştiremiyor insan.


İbrahim Toraman ve diğer futbolcularımızın canları sağolsun.

18 Nisan 2010 Pazar

TSL: 30. Hafta: Fenerbahçe SK - Beşiktaş JK


Fotoğraf ligin ilk yarısında ki 3-0'lık maçtan. Bu akşam böyle kare yada kareler görmek her Beşiktaş'lının beklentisi... Ezel'i rekabetin bittiği 17 Nisan'ın 5. yıl dönümünün ertesi... Her ne kadar o gün oynanan maç gibi geçmeyeceği kesin olsada, şahsım adına hakemden tereddütlerim olduğu için, tarih tekerrür edebilir diye düşünüyorum. Hafta içinde Beşiktaş yönetimi ve Yıldırım Demirören'in Tff ile yaşadığı "sms krizi"de gündemdeyken, verilen hak mahrumiyeti ve istenen savunmaların dayanağının sadece "bn" yada ".bn." gibi temelleri olduğu için görüşüme paralel bir dayanak tutmakta gelişmeler. İki camianında başkanlarının ortak yanlarının oluşu ne garip...

Beşiktaşımızda sakatlıkları bulunan Ekrem Dağ, Nihat Kahveci ve Tabata kesin oynayamayacak futbolcular... Bu 3'lü arasında arayacağımız isim malum Ekrem Dağ... Her ne kadar kendi ekseni etrafında dönüşleri olsa da, lig de temposunda koşan bir başka futbolcunun olmaması da ilginç. Nasıl bir kadro yapısı ile çıkacağımızı kestiremediğimden beklediğim sisteme geçersek, Mustafa Denizli'nin tek forvet üzerine kurulu ofansif bir sistem ile sahaya süreceğini belirtebilirim. Bu arada Serdar Özkan'ın kesin görev alacağı söylentileri sebebiyle şüpheliyim. Görev aldığı maçlarda saç baş yoldurtan Serdar izledik bu zamana kadar. Hele ki Galatasaray karşısında değerlendiremediği ve son olarak çok iyi hatırladığım Eskişehirspor karşısında bulduğu fırsatları aceleciliğinden dolayı harcayan Serdar'ın bu akşam artık hem kendisi hem de camianın tahammül sınırlarının sonuna geldiği için son şansı gibi görünüyor. İlk derbide çabaladı çalıştı, Colin'e yaptıkları gözümün önünde... Beşiktaşlılığından şüphem yok fakat futbolculuğunu aceleciliğinden körelttiğini seziyorum...

Tello'nun oynayacak olması sevindirici bir haber. Bu yıl epey eleştiri aldı. Aslında sadece Tello değil, Beşiktaş takım olarak sürekli eleştirilerin hedefi oldu. Hem yönetim kaosu hem teknik ekibin ne yapmak istediği ve şampiyon takımın kötü başlangıç yapmasıydı eleştirilerin başlangıç noktası... Vehasıl bu akşam ki karşılaşmada buna son verebilecek bir fırsat varken geri tepmemeliyiz... Yetenekli futbolcularımızın olmadığının farkında olarak, Tello'ya en üst düzey görev düşeceği kanısındayım.

Fenerbahçe'nin gizli silahları var imiş... Ben pek "gizem" bulamıyorum bu silahlarada... Misal Selçuk. Yani derbileri boş geçmemesi ayrı bir soru işareti olarak çıksada karşıma, sanırım futbol mantalitesi açısından saha içerisinde pek kaileye alınmadığından Selçuk'un gol bulması kaçınılmaz oluyor. Neticede kendi kulübünde bulunduğu pozisyonda kalan 2 futbolcudan birisi. Bunun en net belirtisi zaten derbilerde gole yakın isim olması. Lugano'nun futbolculuğunu beğendiğimi söyleyemem. Bana hak vermeyen insanlara "futbolculuğu sorgulama kriterleri"ni gözden geçirmelerini istiyorum. Ahlâki açıdan yerlerde olduğunu düşündüğüm Lugano'yu Beşiktaş defansı yan toplar ve kornerlerde kaçırmaz ise, başka özel önlem almaya gerek kalacağını düşünmemekteyim. Alex yahut Güiza'nın futbol kabiliyetlerine diyecek çok şey yok. Alex'i yakın markaja alıp, Güiza'yı boş bırakmadıkça, Defansif açıdan sağlam nitelendirilen takımımızın bu maçtan yüz akı ile ayrılacağı aşikâr...

Hüseyin Göçek ve yardımcılarının iyi niyetle maç yöneteceklerini düşünmek isterken, Oğuz Sarvan'ın "hakemlerimiz bazı kulüp yöneticilerinin etkisi altında kalıyor" açıklamasını da dip not olarak belirtmekte fayda var. Bir taraf 3 yıl şampiyonluk vaad ederken, diğer tarafın 5 yıl şampiyonluk vaadinde bulunduğunu ve ligin sonuna yaklaştığımız için hakem hatalarının(!) membaasının da yöneticilerin açıklamaları olduğunun dile getirildiği bu dönemde dikkatle izlenmesi gereken sadece ve sadece MHK'nin atadığı hakemlerdir. Sorumluluğu başkalarına yükleyen Oğuz Sarvan'ın amatör hareketler içerisinde olması da marka değerli ligimizin kalite açısından artış belirtisi olarak gösterilmesi içler acısı...

Saldır Beşiktaş'ım !

11 Nisan 2010 Pazar

Bizden Bu Kadar #Maç Sonu

Kalecilerin devleştiği bir derbi izledik dün akşam. Rüştü, Onur ve Hakan'ın devleştiği gece de 0-0 beraberlik, Beşiktaş açısından şampiyonluğun kaybedildiği bir maç olarak akıllarda kalacak... Düşünceler bu yönde otoriteler tarafından...Doğru da...Artık bu saatten sonra Beşiktaş'ımızın koşturacağı tek hedef Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan öte gidemeyecek... Bunun içinde kalan maçları kazanmaktan başka çare yok.

Ankaragücü karşılaşmasına nazaran atak futbol sergileyen takımımızda ki tek eksiklik, orta saha'dan rakip defans arkalarına atılamayan toplardı... Keza Trabzonspor defansının arasında ki boşlukları görmemek için kör olmak gerek. Bunu da başarmak için Fink ve Ernst tercihlerinde bir nebze başarı istensede asıl amaç gerçekleştirilemedi. Ernst, Alanzinho ile adım adıma oynayınca ofansif yönde pek katkı sağlayamadı. Bir nevi Mustafa Denizli, Alanzinho'yu durdurup defans arkasına top çıkartmak ile sonuca gidebileceğini düşündü... Gayet mantıklı gelen bu plan 70 küsür dakikaya kadar sürdürülmemeliydi... Yusuf-Serdar Özkan değişikliğinden öte gidilemeyecek bir kadro olduğun da ve Yusuf'un defans a rkalarına attığı pasları düşünüldüğünde geçmişte, neden sol tarafa hapsedildi? diye sormak lazım Mustafa Denizli'ye... Serdar Özkan'ın çabalarının da yetersiz kalması ile, karambol avcısı Nobre'nin(?) oyuna dahil olması golü buldurmadı Beşiktaş'ımıza... Tello'nun yokluğunu aradığımız maçtı dün akşam ki... Fener maçına iyileşmesi dileği ile..

Trabzonspor ise Ceyhun Gülselam ve sahada ki futbolcuların dizilişleri ile oynadığında ve Serkan'ın atakları ile etkili olmaya çalıştı.. Bence maçın kırılma anı tek değil. Birincisi Bobô'nun kaleci Onur ile karşı karşıya kaldığı pozisyonu değerlendirememesi... İkincisi ise Ceyhun'un serbest vuruşunda şansın yanımızda olup topun direkten dönmesi... Şans yönünden bakıldığında İbrahim Toraman'ın köşe vuruşundan gelen topa ayağının çarpıp santimetre farkı ile topun auta çıkması, Turkcell Süper Lig'de gel-gitlere tabii olan Beşiktaş'ımızın pozisyon olarak özeti... Ekrem Dağ ve nicesi benim gözümde dün akşam futbol adına güzellikleri sergileyen futbolculardı... Yani kimse tutupta futbolcu şöyle böyle dememeli. Eğer bir şey söylenecekse Mustafa Denizli'nin Yusuf Şimşek tercihi yahut Yusuf Şimşek'i sol kulvarda kullanma tercihine söylenmeli...

Maçın son dakikaları gayet çekişmeli geçti. İki tarafında atakları ile futbol açısından gözlerimiz doydu... Hakem Bünyamin Gezer'in büyük talihsizliğine kurban gittik de diyebiliriz. Egemen'in El Temasında penaltımızın verilmemesi Şampiyonluk yarışında tüm Beşiktaşlıların iyi niyetleri ile anacağı bir hakem olarak kalacak Bünyamin Gezer... Basında yazdığı kadarı ile yan hakemlerinde itirafta bulundukları söyleniyor. Ne kadar gerçekçi bilemiyorum fakat bir gerçek var ki, Beşiktaş Yedek Kulübesi o pozisyonu o açıdan görebiliyorsa yan hakemin gözü önünde gerçekleşen pozisyona bayrak kaldırmayıp, Bünyamin Gezer'i yakması akabinde Beşiktaş'ın netice olarak durumunu etkilemesi gerçekten MHK'nin ve Federasyonun araştırması gereken bir konu... Tabii Beşiktaş Yönetimi'nin olayın üzerine gittiği sürece gerçekleşecek olaylar dizisi bunlar. Gerçi sayın Mete Düren yaptığı açıklama ile "illa odalarını mı basmamız gerekiyor?" demesiyle olayın benim açımdan üzerine gidilebileceğinin bir işareti, lafta olsa...

Gönül isterdi ki varsayımlar üzerinden değerlendirmediğimiz bir maç olsaydı... Fakat elverişsiz teknik yönetim ve maçın yetkilisinin etkisi ile böyle bir yazı yazmak zorunda kaldım. Son olarak Burak Yılmaz'a gösterilmeyen ikinci sarı kartın bedeli de düşünüldüğünde hakem etkisinin boyutlarını düşünmeyi futbol severler tahmin edebilirler az çok... Gözlemci raporunda eminim kötü maç yönettiği yazacaktır... Şimdi olay Aziz Yıldırım'ın söylediği sözler ile yaptıkları ile bağdaştırıldığında olası Fenerbahçe şampiyonluğunun "marka değerli" ligimize "cuk" oturacağı aşikâr...

9 Nisan 2010 Cuma

TSL: 29. Hafta: Beşiktaş JK - Trabzonspor


Turkcell Süper Lig'in 29. haftasında sahamızda Trabzonspor'u ağırlıyoruz. Şampiyonluk yolunda kritik bir maça çıkıyoruz. Sakat oyuncularımızın çokluğu can sıkıcı bir durum. Sakat oyuncularımızdan Ernst ve Tello'nun maça yetiştirilmeye çalışıldığı söyleniyor. Dileriz yetişirler...

Trabzonspor'u ilk yarıda ki maçta kendi evinde 2-0 mağlup etmiştik. Defansif bir kadro yapısı ile çıktığımız maçta, etkili futbol oynamamıştı takımımız. Kadro yapısından mıdır? bilinmez fakat aynı defansif kadro ile çıkılan maçlarda etkili futbol oynamayı da başarmıştık. Mustafa Denizli'nin kadro yapılarında istikrar sağlayamadığı ortada...

Lig'in ilk yarısında Trabzonspor maçına tekabül eden dönemde Beşiktaş'ımız zorlu mücadeleler verdi ve yüzleri güldürdü hatırlarsınız... Şimdi ise ilk yarıya nazaran tempo düşük maç trafiği seyir halinde ve şampiyonluk yolunda son düzlüğe girilmiş bulunuluyor... Fakat eksik oyuncularımızdan dolayı kafalarda soru işaretleri belirgin... Tutuk Trabzonspor forvetlerine karşılık defansımızın sigortası Ferrari'nin olmayışı pek aranmayacak gibi gözüksede alternatiflerinin soru işaretleri bırakması, olası sıkıntılarıda göz önüne getiriyor. Trabzonspor'un bir tek Alanzinho'su var bana göre... Önlem alındığı taktirde, geçen haftaki futbolu sergilemezsek galip gelmemiz kaçınılamaz...

Beni tek düşündüren nokta, gelecek hafta Fenerbahçe karşılaşmasına olası kart görmeleri halinde cezalı duruma düşecek futbolcularımızın olması... Hali hazırda hakem de Bünyamin Gezer'ken bu hafta... Allah muhafaza...

Saldır Beşiktaş'ım !

5 Nisan 2010 Pazartesi

28. Hafta Değerlendirmesi

Beşiktaşımızın etkisiz futbolu ile şahsen tatsız bir hafta geçirdim. Ankaragücü gibi vasat bir takıma karşı etkisiz futbol sergilemek üzücüydü. Bu futbol ile şampiyonluk köprüsünden önce son çıkışa girmemiz içten değil... Diyeceksiniz ki sakatlarımız çok... Evet sakatlarımızın olması alternatifsiz bir Beşiktaş'ı gözler önüne serdi... Bu günleri göremeyen yönetime teknik heyete selam olsun... Daha önce çok dile getirdim burada, yeteneksiz futbolcularla dolu Beşiktaş diye... Özkaynaktan beklediğimiz yeteneklerimizide Mustafa Denizli görmemekte... Zor futbolumu seviyor anlamıyorum ki? Hani heyecan olsun diye mi böyle bir mantık ile hareket ediyor... İlla kıl payı bir şampiyonluk yada galibiyet mi istiyor? Çözmesi zor gerçekten...

Alınan 1 puan sezon sonu kıymete binecek elbet fakat ortaya konan futbolun amaçsız olması araştırılmalı... Ankaragücü'nün bu kadar etkili olmasını da doğal olarak zaaflarımıza bağlıyorum. Yoksa vasat futbol ile bir gıdım ileri gidemeyen bir takım. Sadece iyi konsantre oldukları zaman maçlarda böyle futbol sergiliyorlar. Verilmeyen gollerinin olduğu dillerde gezerken, Beşiktaş'ın verilmeyen penaltısını es geçiyor tüm medya... Üzerine Cumartesi akşamı oynanan Bursaspor-Antalyaspor karşılaşmasında çalınan penaltının "pen-altı" olduğunu dile getiriyorlar. Bu kadar Beşiktaş Düşmanı olmaları da doğal... Hazımsızlar çünkü... Hazımsızlıktan girmişken Bursaspor'un penaltısını kullanan kaleci İvankov'un mimiklerine çok dikkat etmenizi istiyorum. İvankov sanki profosyonel bir futbolcu değilde, bursaspor tribünlerinden alınıp kaleye konmuş bir taraftar gibi... Kendisini taktir ederken, kullandığı penaltıyı bilinçli olarak penaltı noktasında tutmadığını düşünmekteyim... Futbol Federasyonunun yanlış hatırlamıyorsam daha önce tv görüntüleri ile karar verdiği karşılaşma olmuştu... Sanırım tv izlemişlerdir ve bu maçın akibetini belirleyeceklerdir... Tabii bunu yapabilmeleri için sevgili medyamızın rolü yadsınamaz... Bursa-Antalya maçının bariz hakem ve kural hataları ile geçmesi sadece Beşiktaşımızı değil tüm takımları etkilemiştir... Hatta yukarıda değinmişken TFF'ye, ben şahsen bursaspor karşılaşmasına dair negatif bir karar çıkaracaklarını düşünmemekteyim... Volkan Şen'in es geçilen kırmızısı, üzerine Antalyaspor'lu futbolculara gösterilen alakasız sarı kartlar ile katledilmiş bir maç geçti cumartesi...

Fenerbahçe'nin dün gece aldığı 3 puan üzerine söylenecek pek söz yok... Kulüp başkanları konuştuğu sürece Fenerbahçe'nin sırtı yere gelmez... Hak mahrumiyetine tabî tutulsada başkanları...

Beşiktaşımızın yeni yönetiminin suskun durması düşündürücü... Geçmişteki hataları tekrar etmeyeceğinin sözünü veren sayın Yıldırım Demirören'in hala ne beklediğini anlamak zor. Umarım zoraki değil de; zorakiden kastım Beşiktaş İstişare Heyetleri, kendi istediği için düzgün ve etkileyici açıklamalar yapar...

Bu haftasonu Trabzonspor'u İnönü Mabedinde ağırlıyoruz... Sakatlarımızın olması en büyük dezavantajımız... Burada dile getirmek istediğim bir şey de şu ki ; Fenerbahçe maçı öncesi Trabzonspor karşısında 3 sarı kartlı futbolcularımızın çokluğu ve sakatlarımızın oluşu karşılaşma öncesinde göze batan tek unsur. Ve inanın ki katledildiğimiz bir maç izlememek elde değil şimdiden... Hakemlerimize güvensizliğimiz sonsuz vesselam.

Herkese iyi haftalar, saygılar...

Fotolar forzabesiktas.com'dan alıntıdır.

28 Mart 2010 Pazar

Geri Dönüşüm #Maç Sonu

Öyle bir maç ki 20 dakika'da çözüldük, 70 dakika'da işi bitirdik. Saldıran Eskişehir'e karşı bizim de karşı ataklarımız neticesinde orta alan ve defansif yönden zaaflarımız olsa da bu 3 puan çok önemliydi. Hali hazırda puan kaybeden Bursaspor ve oynanacak derbi haftası her türlü galip gelmemizin ilk amacıydı yarıştan kopmamak adına... Burada belirtmek istediğim bir şey de var elbet... Basın'ı takip ediyoruz malum, her kanal ve her yorumcunun şampiyonluk yarışında Beşiktaş'ımızı göstermemesi tarafımdan sövülen bir durum olarak ortaya çıksa da bir yönden iyi olduğunu düşünüyorum. Çünkü ne zaman Beşiktaş'ı ağızlarına alsalar saçmalamaktan başka bir şey yapamıyorlar.

Dedik ya 20 dakika'da çözüldük, hakem'i es geçmek olmaz. Böyle bir yönetim ve böyle saçma kararların alındığı nadir bir karşılaşma yönetti Halis Özkahya... Sanki keyfinin kahyası oldu buna karşılık yan hakemlerin tereddütlü bayrakları... Sanırım hakem Halis Özkahya akşamdan kalmaydı maç başladığında...

Maç öncesi hentbol takımımızın Türkiye Kupasını kazanıp İnönü'de tur atması görülmeye değerdi. Tüm olanaksızlıklara rağmen bir takım kupa kazanır mı? İşte kazanıyormuş. Gereken değerin verilmediği bir takım üstelik hentbol takımımız. Yönetimimizin otobüs tahsis edip İzmir'e gönderdiği bir takım...

Maçta gerçekten saldıran bir Beşiktaş görmek insanı çok mutlu ediyor. Buna karşı verdiğimiz pozisyonlar oldu elbet ama telafisini yaptık. Tek tek saymak gereksiz olur, ilk 11 ve sonradan dahil olan tüm oyuncularımız maçı gerçekten istedi ve puanı kaptılar. Özellikle değişikliklerde Uğur İnceman'ın girmesini "eyvah" diye karşılamış olsam da oyunu ile bu düşüncemi sildiği için ve eyvahvari çıkışım için beni utandırmasını da belirtmek isterim. Ben dün akşam gerçekten Beşiktaş'lı futbolcuların şampiyonluğa inandıklarını gördüm. Sezon sonuna kadar da böyle gideceğini düşünüyorum.

Eskişehir'e karşı zor geçiyor maçlarımız. Geçen yıl'da böyle oldu. Es-es'deki ilk maçı saymazsak, (hani Yusuf'un çalımları ile geçen maç) gerçekten büyük takımlara karşı ayrı bir maç çıkartıyor Eskişehir. Rıza hoca güzel ivme kazandırdı bu takıma... Ayrıca deplasmanda olsa Eskişehir taraftarlarının görülmeye değer bir tribünü vardı. Kendilerini takımlarına olan inançlarından dolayı tebrik etmek gerekir.

Beşiktaş inanınca zor ve imkansız diye bir şey yok. Yeter ki inancını bu takım kaybetmesin...

Kara günden Beyaz Mayıs'lara selam olsun...

20 Mart 2010 Cumartesi

Uçurum #Maç Sonu

Dün akşam 90 dakika Yusuf Şimşek'e nasıl dayandı Mustafa Denizli diye düşünüp durdum. Geçen sene yaptığı katkıları düşündüm, düşündükçe uçurumun eş anlamlısını öğrendim. Sadece Yusuf için değil, Beşiktaş alt yapısından yetişip İspanya'ya transfer olan ve daha sonra kiralanan İbrahim Kaş'ı düşündüm. Nedir yani ısrar etmek bu adam da anlayamadım. Zaten transfer olmadan önce oynadığı sezonda da ne kadar verimli olduğu tartışılır. Futbolcunun kötü dönemleri olabilir normaldir. İbrahim Kaş'ın da katkı yaptığı yerler vardır normaldir. Fakat burada üzerinde durulması gereken nokta; performansına katamayan futbolcularda sürekli ısrar edilmesi, böylece hem taraftarın tepkisini hem de gelecek eleştirilerin önünü alamamaktır. Mustafa Denizli'nin nedense böyle bir duruşu var. Eyvallah liderliğine diyecek söz yok. Umut aşıladığı da ortada... Böyle ısrarcı olmasının farkında olmaması düşündürücü... Üstelik Beşiktaş'ın öz evlatları ile taraftarın arasının açılması kaçınılmaz oluyor bu düşünceyle gidildiği sürece...

Yusuf Şimşek'e 90 dakika dayanmak gerçekten büyük iş. Her ayağına gelen topu ezmekten başka bir şey göremedim ben dün akşam. Oyuncu değişikliklerinin olacağı sırada ümitlendim fakat beklenmeyen bir değişiklik oldu tarafımdan. Holosko'nun değerlendiremediği pozisyonlar yüzünden Yusuf'un hataları gözden kaçtı. Farkına varıldığında da oyuncu değişikliği hakkımız bitmişti...

Kasımpaşaspor'un Bursaspor karşısında oynadığı futbol ile dün akşam ki futbolları kıyaslandığında "büyük takımlara karşı" lafına inanmamak gerek. Keza teknik direktörleri Yılmaz Vural'ın Bursaspor lehine açıklamalarından sonra antipatik gelmemesi tarafımdan abes kaçıyor.

Şampiyonluk yolunda yara almış olsak bile "marka değeri" olan ligimizin daha çok sürprizlere gebe olacağını kestiriyorsunuzdur az çok. O yüzden önemli olan hatalardan bizim çıkardığımız sonuçlar önemli...

Kara günlerimizi Mayıs'ların beyazı örtsün !

19 Mart 2010 Cuma

TSL: 26. Hafta: Kasımpaşaspor - Beşiktaş JK

Turkcell Süper Lig'in 26. Hafta açılış maçında Kasımpaşaspor'a konuk oluyoruz. Lig tarihinde 16. kez karşılaşacağımız Kasımpaşaspor'a hiç mağlubiyetimiz yok. Bu akşam da bu geleneğin devam etmesini arzu ediyoruz... Kasımpaşaspor'un çalıştırıcısı Yılmaz Vural'ı taktir ediyorum fakat Bursaspor karşısında takımını eski görüntüsünden uzak şekilde sahaya sürmesi ve kenardan (kimine göre) şovunu sergilememesi nedeniyle kafamda soru işaretleri yarattı bu hali... Sırf Bursa diye değil, diğer Anadolu kulüplerine karşı aynı tutumu sergilemediği de ortada... Neyse maç ile ilgisiz bir not olarak belirtmekte fayda var.

Tarih: 19.03.2010
Saat: 20:00
Stat: RTE Stadı
Hakem: Özgür Yankaya

Saldır Beşiktaş'ım !

16 Mart 2010 Salı

Tutuk Oyuna Rağmen #Maç Sonu

Denizli deplasmanından 3 puanla dönmek sevindirici skorsal olarak bakıldığında... Fakat oyun olarak ortada büyük bir tutukluk var, göz ardı edilmemeli. Denizlispor'un baskın oyunu olduğunu söylesek kendi zaafımızdan ortaya haklılık payı çıkıyor. Bireysel olarak mücadeleyi güzel yaptık fakat takım olarak iyi olduğumuzu söyleyemeyiz...

Maçın dönüm noktası sanırım Denizlispor'un direklerden dönen topları... Rüştü'nün sergilediği performans ile maça damga vurduğunu belirtmeliyiz. İbrahim Kaş'ın hatasını iyi telafi etti. İbrahim Kaş gibi La Liga görmüş bir futbolcu'nun böyle acemi ve amatörce hareketler yapmasını anlamak elde değil. Zaten bakıldığında "sağlam defansımız"ın ve kaleci ile olan irtibatları göz önüne alındığında bir kopukluk söz konusu gibi geliyor bana... Bu örneğin aleyhimize kullanılan kornerler de olsun ya da boş gelen topta olsun, Rüştü ile defansın anlaşmazlıklarından gayet açık belli oluyor. Orta saha da Fink'in çabaları ve tek kalması ile, oyunu yönlendiremedik. Tello her ne kadar sorumluluk almaya çalışsa da pek etkili değildi. Keza Ernst ve Necip girdikten sonra biraz daha toparlamış gibi olduk ama süre yetmedi oyunu sergilemeye :) Sanırım Mustafa Denizli Necip'i ortaya sert futbol konabilir diye ilk 11'de başlatmadı...

Velhasıl düşer ayak atılan Holosko'nun golü ile skoru lehimize çevirdik. 3 puanı kaptık. Zaten bu maçın golü atan kazanır şeklinde geçeceği 20.dk'da bana göre belliydi. Maçtan akılda kalan Denizlispor'un küme düşme tehlikesine karşılık ve alınan mağlubiyete rağmen, maç sonu başkanlarının futbolcuları ile tribünleri selamlaması idi... Büyük camialarda göremeyeceğimiz işler bunlar. Denizlispor taraftarının centilmenliği ve takımı sahiplenmesi taktir edilmeli... Bir gerçek var ki, Denizlispor bu performansını ilerleyen haftalarda da sürdürürse lig'de tutunması zor olmaz...

Tutuk oyunumuzu önümüzdeki haftalarda görmemek dileğiyle...

15 Mart 2010 Pazartesi

TSL: 25. Hafta: Denizlispor - Beşiktaş JK


Beşiktaş'ımız ligin ilk yarısında tribün için kara leke olan olayların yaşandığı Denizlispor ile rövanş karşılaşmasına bu akşam Denizli Atatürk Stad'ında çıkıyor. Geçen yıl şampiyonluğu kazandığımız Denizlispor karşısında umarım bu akşam da şampiyonluk yolunda yüzümüzün güleceği bir netice ile ayrılırız Denizli'den.

Beşiktaş'ımızın oyun yapısına dair şahsi beklentim Kayserispor ve İBB maçlarında olduğu gibi bir ortasaha kurgusu... Bu maçlarda elde edilen neticeler gibi sonuçlanması dileğiyle...

Tarih: 15 Mart 2010
Saat: 20:00
Stad: Denizli Atatürk
Hakem: Abdullah Yılmaz

Saldır Beşiktaş'ım !

11 Mart 2010 Perşembe

Beşiktaş JK - İBB #Maç Sonu

Belediye maçı öncesi bir şeyler karalamak istedim kara tabloya karşı fakat kendi çapımda totem yapıp yazmadım. Tuttu diyoruz :P İBB karşısında oyunun bazı bölümleri hariç etkin bir futbol sergiledi takımımız. Herşeyden öte takım halinde hareket etmeleri işin sevindirici tarafı... İsteyince oluyor bazı şeyler. Bu takım bunu başaracak kapasitede elbet. Fakat Denizli'nin bitmek bilmez rotasyonları dolayısıyla bir türlü dikiş tutturamıyordu Beşiktaşımız. Bundan sonra da rotasyonun en babaları bizi bekliyor bence... Dilerim gerçekleşmez..

Belediye'nin sakat oyuncusunun çokluğuna karşılık lig'de güzel futbol oynamaları takdir edilecek bir durum. Dün akşam da güzel organize oldular fakat sonuca varamamalarının nedeni açık, Ferrari-Sivok 2'lisinin uyumu... Defansımızın sağlamlığı daim olur umarım. Keza sonlara yaklaştıkça artacak sert oyun ile beklenmedik sakatlıklar gerçekleşebilir.

Dün İbrahim Üzülmez'in nam-ı değer Deli İbo'nun doğum günü idi... İlerleyen yaşına karşın Kaptanımızın istekli oluşu ve yerinde müdahaleleri kendine armağan niteliğindeydi... Şarap gibi kadın lafını duydum ama Şarap gibi adam örneği verilecekse kesinlikle aktristlere değil İbrahim Üzülmez'e bu nam armağan edilmeli... Mutlu Yıllar İbo...

Bir de dün akşam bir kat daha artan performansı ile göz dolduran isim var ki kendisi Beşiktaş'ımızın gelecek 10-15 yılına ambargo koysa "yuh" demem. Tabii ki bu isim Necip Uysal. Ersnt'in yokluğunda oynayacağı söylenmişti maç öncesi. Oldu da. Hakkını da sonuna kadar verdi bence... Bileklerinin sağlamlığı, topa basması, presi herşeyi ile göz dolduruyor Necip... Gün geçtikçe artacak tecrübesi ile adını sık sık duyarız umarım. Gelecek sezonlarda başkalarının alternatifi değilde, kendine bir alternatif aratacaktır.

Tribünlerin normal'e göre dolu olması işin "inanç" tarafından bakıldığında kötü günleri atlatıyor olmamızında bir nevi göstergesi oldu. Bilet fiyatlarının etkisi elbet biz taraftarların maça gitme durumunu etkilemekte... Yönetimin biraz da elini vicdanına götürüp fiyatları öyle belirlemeleri stadın doluluk oranını dün etkilediği gibi etkileyecektir. Makul seviyelerde olduktan sonra da ister hafta içi ister hava şartları olsun stadın dolu olmamasını engeller.

Dün akşam'dan kendime kalan, Necip Uysal'a sempatimin bir kat daha artması... Lig'de de hafiften potadayız... İnşallah rakiplerimizin zaaflarına kalmadan kendi oyunumuz ve galibiyetlerimizle işin sonunu güzel getiririz... Çünkü dün akşam farkettim ki, geçen mayıs'da nasıl bağırdıysak gırtlak patlatırcasına " oOoley Oleyyyy OoOolleeeyyy OoOollllleeeyyyy, ŞampiyoOooOonnn Beşiktaşşşş ! " diye, bu yıl da bu tezahürattan mahrum kalmanın üzüntüsü... Allah korusun...

Saldır Beşiktaş'ım !


27 Şubat 2010 Cumartesi

TSL 23. Hafta: Kayserispor - Beşiktaş JK


Kayserispor... İnönü'de ki Süleyman Hurma... Kaos. Artık Kayserispor adını duyduğumda midem bulanıyor. Malum transfer sezonu yapılan çirkinliklerden ötürü... Hatta bizi ilgilendirmese de bir futbol tutkunu olarak, Ali Turan'ın transferini de çıkmaza sokan kulüptür kendileri. "Kulüp" cümlesi içinde barındırdıkları ile açmak gerekirse, tamamen yönetimlerine gıcık'ım arkadaş... Bülent Uygun'a gıcık olduğum gibi, Tolunay Kafkas'ı beğeniyorum...

Beşiktaş'ımızın bu akşam Kayserispor ile karşılaşacağı maç, benim için beraberlikten öteye gidemiyor. Taktir edersiniz ki golü bulanda galip gelebilir. İşte böyle bir maç var bu akşam.

Teknik taktik olaylara girmiyorum. Keza ne desek faydasız. Ne deseler, kâhinimiz bildiğini okuyor. Görünen köye kılavuz olmak gibi bir şey artık Mustafa Denizli ile teknik-taktik meseleler hakkında sorular sormak...

Rakiplerin artık Uefa'da olamayışı ve tamamen lig'e asılacakları göz önünde bulundurulursa, hatta bunu bahane olarak göstermiş olursak, bırakılacak puan yada puanların, ki bundan öncede böyleydi sonrası da böyle olacak, telafisinin hiç olmayacağı kesin. Dilerim ki hakkımız ile galip geliriz...

Saldır Beşiktaşım !

22 Şubat 2010 Pazartesi

Birebir #Maç Sonu

Dün akşam oynanan karşılaşma iki takım açısından da önemliydi. Bu karşılaşmadan bana göre kârlı çıkan taraf Galatasaray oldu. Hafta içi oynadığı Uefa maçının ardından 2 gün sonra derbi maça çıkıp beraberliği kopartması, istediğini almanın resmi oldu.

Bizim cepheye dönecek olursak, ilk yarı baskın oynayan taraftık. Baskılarımızın sonucu gol getirmiş olmasa da geçen haftalarda ortaya konan futbol ile mukayese edildiğinde arpa boyu da olsa yol katedildiğini gösterdi. Nobre'nin direkten dönen kafa vuruşu ve Holosko'nun vurduğu kafa vuruşunda kaleci Leo Franco'nun iki hamlede kaptığı ve Fink'in vuruşunda Gs defansına çarpan top haricin de etkili denecek ataklarımız da oldu fakat bu ataklar kadar neticeye yaklaşan ataklar olmadı. Ekrem Dağ'ın saha da basmadık yer bırakmaması yadsınamaz. Fakat bir o kadar da çabalarının karşılığında arkadaşlarından destek alamaması da garipsenecek bir durum. Yoruldu... Dinlendirilmedi. İbrahim Üzülmez bildiğimiz hırsı ile mücadele etti. Bazılarımıza göre hırs herşey demek değil elbet. Fakat "yiğidi öldür hakkını yeme". Sadece oyunun son dakikalarına yaklaşıldığında yorgunluk belirtileri oldu İbrahim Üzülmez'de. İlk yarı da ki baskın oyunumuz zaman zaman Gs'nin kontralarına dönüştü ve Sivok ve Ferrari'nin mücadeleleri ile bertaraf edildi. Yalnız dikkatimi çeken tek şey şu ki; İbrahim Toraman'ın performansında bu maç için, düşüş gözledim. Sağ tarafta, Caner'den kaynaklanan zaafları iyi değerlendirmek istedi. Yaptığı bindirmeler bunu gösteriyor.


Beşiktaşımız'ın kondisyonel performansı geçen seneye göre epey düşüş gösteriyor. Zaman zaman futbolcular kendilerini saklıyorlar saha içerisinde. Hatta 2. yarı da oyuna dahil olan Nihat, Bobo ve Yusuf Şimşek bile kendilerini sakladılar. Kondisyoner Stefano'nun gönderilmesinde ki asıl sorun nedir bilemiyoruz. Bize karanlık bu durum. Fakat sıkı bir kondisyoner bulunmadığı taktirde (bulunduysa eğer bundan bihaberim) sıkıntının farklı boyutları sakatlık derecesine ulaşacaktır.

İkinci yarı Galatasaray'ın daha atik, Beşiktaşımızın daha kontrollü oyun sergilemesi şaşırtıcıydı tarafımdan. Çünkü ilk yarıda ki baskı 2. yarının başlarında kurulabilseydi golün gelmesi kaçınılmaz olurdu. Zaten derbilerin genel yapısında bu vardır. Herşeye rağmen ortaya konan futbol iç açıcı ama tekrar ediyorum kondisyon problemlerin başlıcaları. Problemlerin? Ki, Mustafa Denizli'nin sürekli performasın da yükselme görülen futbolcuları yedek bekletip, her maç farklı kadro sürmesi başlıca problem. Lig bitti farkında mısınız? Hâlâ oturmuş bir ilk on birimiz yok! Bence sayın Denizli tavşan, öcük-böcük ile uğraşacağına ilk onbiri oturmuş bir Beşiktaş hakkında kafa yormalı... Arada ki farkın korunduğuna değindi sayın Denizli dün akşam maç sonrası açıklamalarında... Bizi ilgilendiren taraf bu olmamalı. Hâlâ avuntu peşinde koca bir camiayı koşturması insanın gücüne gidiyor. Seneye Tamam mı? Devam mı? muhabbetinin olmadan "teşekkürler hizmetleriniz için" tercihi değerlendirilmeli şimdiden... Yeni yönetimin atacağı adım geriden gelmemeli keza... Keza geldikleri konum itibari ile son şanslarını kullanıyorlarsa...

Velhasıl derbinin galibi Beşiktaşımız olamadı maalesef. Beraberlik bir nevi "farkı korumak" olarak değerlendirilse de, sen Beşiktaş olduğunu unutmamalısın.... Unutturmamalısın.

Not: Hakemler hakkında görüşüm bellidir. Ön yargı değil asla. Fırat Aydınus'un otorite olarak iyi maç yönettiğini söyleyebilirim fakat yardımcı hakemlerin pek Fırat Aydınus'a yardımcı olamadığını da dün akşam görmüş olduk. MHK'nin bu konu da çalışma yapmasını beklemiyorum tabii ki.

12 Aralık 2009 Cumartesi

TSL 16.Hafta: Manisaspor - Beşiktaş JK

Şampiyonlar Ligine veda ettikten sonra ilk lig maçımıza çıkıyoruz. Manisaspor ile deplasmanda Pazar saat 20:00'de 19 Mayıs stadında karşılaşacağız. İlk bakışta kolay gözüksede yarın oynanacak maç zorlu bir karşılaşma olacağa benziyor. Keza 2 sezon önce "Sabote Edilmeyen" maç 5-1 bitmiş olsada, İbrahim Kaş golde atmış olsada o zamanki Manisa ile şimdiki Manisa arasında epey fark var...


Manisaspor bence lig sıralamasında lâyık olduğu yerde değil bunu belirteyim. Dirençli futbol oynuyorlar, heleki paslaşmalarda epey başarılılar diğer Anadolu takımları arasında... Ama futbol sonuca yönelik bir oyun olduğundan puan kayıpları sebebiyle ligde 17 puanla 13. sıradalar.

Manisa ile yarın akşam 7. kez karşılaşıyoruz. Bu zamana kadar yapılan karşılaşmalardaki durumda şudur:

2005-06 Sezonu:
Beşiktaş-Vestel Manisaspor: 3-1
Vestel Manisaspor-Beşiktaş: 0-1
2006-07 Sezonu:
Vestel Manisaspor-Beşiktaş: 1-0
Beşiktaş-Vestel Manisaspor: 3-1
2007-08 Sezonu:
Vestel Manisaspor-Beşiktaş: 1-2
Beşiktaş-Vestel Manisaspor: 5-1

Beşiktaşımızda Rüştü'nün son Şampiyonlar Ligi maçında burnu kırıldı... Kulüp doktorları acilen ameliyat olmasını dile getiriyorlar. Fakat Rüştü son iki lig maçını tamamladıktan sonra devre arasında ameliyat olmak istediğini belirtmiş. Büyük fedakârlık bence... Hakan Arıkan ve Rüştü'nün yokluğunda kaleyi koruyacak genç bir isim var, Korcan. Fakat Rüştü'nün oynayacak olması, Korcan'ın haftalardır kadroda olmasına rağmen oynamasına engel olarak gözüküyor.

Tek forvet olarak Bobô'nun görev alacağını tahmin edersiniz... Deplasmanda bu olayı anlamak mümkün, İnönü'de na-mümkün.  CSKA maçındaki gibi 8 savunmacısız bir sistemle umarım saha dizilişi gerçekleşir ve artık direkt sonuca giden bir Beşiktaş'ı en azında bu maçta izlemeye başlarız.

Beklediğim kadro; Rüştü, İbrahim Toraman, Ferrari, Sivok, İbrahim Üzülmez,, İsmail Köybaşı, Fink, Ernst, Ekrem Dağ, Tabata (Tello), Bobô...

Karşılaşmayı Selçuk Dereli yöneticek. Hakemlerin hiçbirinden hoşlanmasamda Selçuk Dereli'ye ayrı bir antipatim var. Dilerim iki takım adınada doğru kararlar verir. Maçın önüne geçmez ve maç sonu konuşulan sadece Futbol olur.

Saldır Beşiktaşım !